1. Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz. Daha Fazla Bilgi.

Av Teknikleri Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

'ZIPKINLA BALIK AVI YÖNTEMLERİ' forumunda İsmail ESENCAN tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde açılan konu

  1. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Zıpkın ile Balık Avcılığında Kullanılan Ekipmanlar.

    Zıpkın avcılığında kullanılan malzemeler oldukça çok çeşitlidir. Burada genel anlamda başlıca ekipmanları kısaca tanıtacağız. Gelişen teknolojiyle beraber yeni malzemelerden yapılan ekipmanlar mağazaların raflarında yerlerini almaktadırlar.
    ZIPKIN :
    Zıpkın ile balık avcılığının temel ekipmanıdır. Diğer malzemelerimiz ne kadar iyi olursa olsun avı tamamlayacak olan iyi dizayn edilmiş bir zıpkındır.
    Zıpkınlar genel olarak üç ana sınıfa ayrılır.
    1-Lastikli zıpkınlar, 2-Havalı zıpkınlar, 3-Yaylı zıpkınlar.
    1-Lastikli zıpkınlar:
    Tüm avcıların kullandığı zıpkın çeşididir. Zıpkın gücünü lastiklerden alır. Çeşitli ebatlarda üretilirler (45–60–75–90–100…).

    Ebat seçiminde önemli olan zıpkının kullanılacağı yerdir. Ör: 45cm’lik bir zıpkınla uzak mesafe atışları yapmanız mümkün olmadığı gibi 100 lük zıpkınlarla taş altı avı yapmanız 60cm’lik zıpkının kullanımı zordur. Bu verilenlere kullanılan zıpkında boy arttıkça zıpkının atış mesafesi de artar.(Ör: 100 cm.lik bir zıpkın ile 5-6 metreye isabetli atış yapılabilirken, 75 cm.lik zıpkın ile isabetli atış azalır) Bunun yanı sırada kullanılan zıpkının uzun olmasının dezavantajları da olabilir. Uzun bir zıpkını suyun içinde hareket ettirmek kısaya göre daha zordur.


    Lastikli zıpkınlarda çeşitli boy ve çaplarda lastikler kullanılır. Bunlar, 16–18–20–22 cm lastiklerdir. Lastik uzunlukların yanında birde lastik çapları vardır, bunlarda 16,18,20mm (çap) gibi ölçülerle ifade edilir. Bu ölçüler, standart ölçülerdir. Bunların yanı sıra özel olarak üretilen ebatlarda bulunmaktadır..


    2-Havalı ve Yaylı Zıpkınlar:

    Zıpkının çalışma prensibi, sıkıştırılmış hava veya yay gücüne dayanır. Havalı zıpkınlar, Yaylı zıpkınlara göre daha çok tercih edilir. Lastikli zıpkında bahsedilen dezavantajlarının yanında Havalı Zıpkınların da dezavatajları bulunmaktadır. Meydana gelecek arızalar karşısında tecrübe ve bilgi istemektedir. Zıpkın avcıları bu yüzden lastikli zıpkınları havalı zıpkınlara göre daha çok tercih ederler.

    MİLLER (ŞİŞLER)

    Zıpkınlarda kullanılan Miller(Şiş) de standart kalınlık ve boylarda üretilir. Bu ölçüler, 6,25—6,50– 7,00 olup, üretildikleri malzemelere göre farklılıklar gösterebilirler. Demir miller tercih edilmezler. Bu tip miller ağırlık, mukavemet ve paslanma bakımından kullanımı pek tavsiye edilmemektedir.

    Mil seçiminde tercih inox tahittien olarak isimlendirilen miller seçilmektedirler. Paslanmayan ve belli bir esnekliğe sahip miller her zaman avantaj sağlar. Mil seçiminde mono-blok olarak adlandırılan düz ve üzerinde uç takmak için yiv bulunmayan kelebeği üzerinde olan şişler kişilerin ve avın durumuna göre tercih sebebidir.


    Milin ucunda bulunan ve Kelebek olarak adlandırılan kısım, taş altı için kısa, genel için ise normal boyutlar kullanılmalıdır.

    Zıpkın milleri, mono yani tek mil üzeri kelebek olabileceği gibi yivli uç takılan Uçlar biçiminde olabilir.

    MASKE

    Zıpkın ile Balık Avcılığında, dalgıcın verimliliği sağlayan en önemli bir diğer malzemede şüphesiz maskedir. Dalış esnasında dalgıcı rahatsız etmeyen maskelerin kullanılması gerekmektedir. Maskeler genellikle silikon malzemelerden yapılır. Silikon malzemelerin işlevliği, diğer plastiklere göre daha Dalgıcın yüz şeklini alması ve su sızdırmaması en büyük etkenlerinden. Maske seçiminde dikkat edilecek önemli nokta yüzümüze iyi oturmasıdır.Burnu veya alnı sıkan maskeler tüm dalış zevkimizi bitirebilir.Sığ dalışlarda iç hacmi geniş derin su dalışlarında ise iç hacmi daha düşük tutulmuş maskeler tercih edilmelidir.

    Avcı maskelerinin dış yüzeyi tercihen daha az ilgi çekici renklerde olmalıdır.Fosforlu veya parlak renkler (kırmızı, yeşil, sarı) balık tarafından nasıl algılanacağı belli olmaz ama genelde balık bu renkleri uyarı olarak algılar.
    Bu yüzden daha siyah ağırlıklı veya daha kamfulajlı maskeler kullanılması avcı için bir artıdır.

    ŞNORKEL

    Şnorkel tercihinde ise yine tercih avcıya kalmıştır.Düz şnorkel ve tahliyeli şnorkel ve mantarlı şnorkeller piyasada mevcuttur.Düz şnorkeller avcılar tarafından daha çok tercih edilmektedir .Bunun sebebi ise hava çıkışı sırasında tahliyeli şnorkellerden çıkan sesleri yapmamasıdır. Fakat snorkel içersinde biriken sudan rahatsız olanlar için basit tahliyeli şnorkellerde tercih edilebilir.

    PALETLER


    Paletler zıpkın avcılığında performans ağırlıklı malzemelerdir.Paletler zıpkıncının performansını etkiler.Çok farklı malzemelerden paletler üretilmiştir.Kompozitler burada devreye girer.’’Carbon’’ palet diye adlandırılan kompozit malzemeli paletler en iyi performansı alınan paletlerdir.Tabi palet tercihinde dalınacak mesafe ve dalış yerinin dip yapısı önemlidir.Mesela uzun palalı (80-90cm) paletler derin sularda çok iyi iş görürken sığ suda avlanan ve devamlı kayaların arasında yol alan avcılar için kullanışlı olmayacaktır.

    Carbon diye tabir edilen palalar kolay kırılan malzemelerden yapılmışlardır.Herhangi bir kuvvet altında kırılmaları daha kolaydır.Bu yüzden bu palalı paletler derin su dalgıçları tarafından daha çok tercih edilirler.Taş altı ve daha sığ derinliklerde avlanan avcılar plastik malzemeden üretilmiş palalı paletleri daha çok tercih ederler.Bu sayede paletin kullanım ömrü artar.En ideal palet suda hareket halinde ‘’S’’ harfi şeklini alır.Bunu görebilmek için dalışa geçen bir arkadaşınızı belirli bir derinlikte yandan izleyin.Bu hali aldığını göreceksiniz.


    ELBİSE


    Zıpkıncılıkta kullanılan kıyafetler tüplü dalış için kullanılan kıyafetlerden farklıdır.Zıpkın avcısın kıyafeti fermuarsız olmalıdır.İç yüzeyi açık hücre (open-cell) olmalıdır. Açık hücre şeklindeki malzeme avcının vücudunu sararak ısı yalıtımını maksimuma çıkarır. Fakat içi havlu elbiseler giyilmeleri kolay olmasına karşın ısı yalıtımları azdır. Daha fazla su tuttukları için avcı bu tip kıyafetlerde üşür.

    Avcı elbise seçiminde alt kısmı pantolon biçiminde olanlardan seçmelidir. Bahçıvan kesim altlar göğüs kafesinin olduğu bölüme daha fazla baskı yapar. Bu da nefes kapasitesini azaltır. Üst olarak ise başlık kısmı bütün olan modeller tercih edilmelidir. Dediğimiz gibi fermuarlı modeller tercih edilmemelidir.


    Kıyafetin kısmı jarse kumaş kaplı veya dışı da açık hücre yada ikisinin bileşiminden oluşan açık hücre+jarse kombinasyondan oluşabilir. Derin su dalgıçları sürtünmeyi en aza indirmek için dışı açık hücre kıyafetler tercih eder. Bu şekilde hidrodinami üst seviyelerde tutulmuş olur. Fakat bu tip kıyafetler özellikle taş altı avlananlar için pek de makbul değildir.Sebep olarak ise çok çabuk yıpranmalarıdır. Bu yüzden genelde dışı jarse kumaş kaplı kıyafetler tercih edilir.

    ELDİVEN VE PATİKLER


    Eldiven ve patikler genelde standarttırlar.Tercihen altı takviyeli olanları da mevcuttur. Eldivenlerde ise farklı modeller vardır. Avuç içi ve dışı jarse kumaş kaplı olanlar,avuç içi güderi dışı jarse kumaşlı neopren kaplı olanlar veya avuç içi kevlar gibi ekstra takviyeli malzemeler kaplı eldivenler olabilir. Zıpkıncı bunların içinden sağlam olanlarından seçmelidir. Çünkü zıpkıncılık sporunda yaralanmalar oldukça fazladır. Bu yüzden iyi bir eldiven hep yararınıza olacaktır.

    AĞIRLIK KEMERLERİ ve AĞIRLIKLAR

    Ağırlık kemerleri ve ağırlıklar: ağırlık kemerleri genelde plastik malzemelerden yapılır.Hali hazırda bulunanlar ya naylon malzemeli kemerler yada kauçuk kemerlerdir.Kemer seçiminde önemli olan kemerin iyi oturması ve istenildiğinde rahatça çıkarılabilmesidir. Bu yüzden kemer seçiminde kıstırmalı modeller öncelikli tercihiniz olsun.Tokalı kemerler diğerlerine göre daha zor çıkarlar.Rahat nefes almak açısından en iyi tercih kauçuk malzemeden yapılmış kemerler olacaktır.Tabi bu tip kemerlerin tokalı olduklarını da unutmamalıyız.

    Ağırlık tercihinde ise bel ağırlıkları dışında bilek ağırlıkları da mevcuttur.Bu ağırlıklar sayesinde agaşon sırasında paletlerin havalanmasını önlemiş oluruz. Kilogram olarak da bizi suya burun hizamız veya biraz daha fazla batırabilen seviyede ağırlık seçmeliyiz. Tamamen batıyorsak ağırlığımızı azaltmalıyız.Suda yüzerliliğimizi kaybedersek dibe indiğimizde çıkmamız oldukça zorlaşır.

    DİĞER EKİPMANLAR

    A. ŞAMADIRA
    B. BIÇAK
    C. TAŞIMA İPLERİ / TELLERİ

    Şamandıra: Zıpkın ile avcılığın gereklerindendir.Bulunduğunuz yerde bir dalgıç bulunduğunu gösterir.Bazı modellerde zıpkıncı yedek malzemelerini de burada taşıyabilir.
    [​IMG]

    Bıçak : Dalış malzemeleri içinde hayati önem taşıyan bir ekipmandır.Dalış bıçağı takriben tek veya çift yüzü keskin veya tek yüzü keskin olabilir.Çok büyük ve kullanışsız modeller tercih edilmemelidir.Sap kısmı çok küçük olan modellerde tutulması kolay olmadığı için tercih edilmezler.Önemli olan bıçağın işlevselliğidir.Bıçak oldukça keskin olmalıdır.Tehlike anında keskin bir bıçak rahatça işinizi görecektir.Bıçağınızda ip kesmek için oyuk bulunan modelleri tercih edin.Ve tabiî ki bıçağınızda sırt kısmında tırtık olması da işinize misina gibi kaygan yüzeyli malzemeleri kesmede yardımcı olur.


    Taşıma İpleri/Telleri : Taşıma ipleri çoğunlukla balık öldürme şişleri ile beraber satılıyor.Tercihiniz bele sarılanlardan yana olsun.Kemere takılan ve aşağı sarkan malzemeleri pek tercih etmeyiniz.Bunların takılması halinde zor durumda kalabilirsiniz.tercihen orta kalınlıkta bakır telden beliniz ölçüsünde kesip kullanabilirsiniz.Fakat kesinlikle bunların ucunu düğümlemeyiniz.Bir tarafını kıvırıp halka yapın diğer tarafını da ‘’C’’ şeklinde yapıp içinden geçirin.Böylece takılma anında kendiliğinden kolayca çıkacaktır.


     
  2. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkın Nasıl Kurulur...

    1-Uzun tüfek kurulumu esnasında tek elinizle zıpkının lastiğini palamut kısmından yakalayın ve diğer elinizle kabzanın hemen bitiminden zıpkının gövdesini tutun.. Eğer zıpkını göğsünüze dayadığınızda eliniz palamutlara rahatlıkla erişiyorsa birinci işleme gerek yok.

    2-Zıpkını gövdesinden tuttuğunuz elinizle ileriye iterek zıpkının göğüs dayama kısmını göğüs pedine yerleştirin.Uzun tüfeklerde tek elinizle tuttuğunuz lastik de bir miktar gerilecektir.

    3-Zıpkını göğsünüze yerleştirdikten sonra boşta kalan elinizi öne doğru uzatarak diğer lastiği yakalayın. Böylece iki eliniz de artık lastiklere kavuşmuş ve germeye hazır olacaktır.

    4-Artık iki eliniz de lastiklere kavuştu ve hızlı bir hareketle lastikleri gererek palamutu ilk çentiğe alıyoruz. Bu işlemden sonra kabzadaki göğüs dayama yerini göğsümüzde zıpkını en rahat kurduğumuz bölgeye yerleştirerek zıpkını 2. çentiğe kurabiliriz.


    Zıpkın kurulumu sırasında kabzayı göğsümüzde doğru noktaya dayamak çok önemlidir. Zıpkının göğüs dayama yerini göğüs kemiğinin en alt kısmına (sternum) üzerine yerleştirin. Ben zıpkını en rahat şekilde bu noktaya dayayarak geriyorum. Kişiden kişiye göre bunun farklılık gösterdiğini gördüm. Bazı arkadaşlarım zıpkını karın kasları üzerinde kurduğunu gördüm. Ancak bu şekilde kurarken çok fazla enerji harcarsınız tavsiye etmem. İdeal noktayı zamanla deneyerek kendiniz bulacaksınızdır.

    Uyarılar:

    1-Lastikli zıpkınları kurarken elimizde mutlaka eldiven olmalı. Palamutların şiş üzerindeki çentiklere tam olarak oturduğuna emin olmadan lastikleri kesinlikle bırakmayın. Aksi taktirde palamut çentikten kurtulup elde yaralanmalara sebep olabilir. Bu yüzden eldivensiz kesinlikle zıpkın kurmayın.

    2-Zıpkını çıplak ten üzerinde kesinlikle kurmamalıyız. Göğüs ile zıpkının göğüs dayama yeri arasında muhakkak bir pet olmalıdır. Aksi taktirde ciddi ağrılar ve deride hasar meydana gelebilir.



    1. resimde görüleceği gibi öncelikle belimizi içe doğru kırarak zıpkına yetişmemizi sağlayacak kol boyumuzu uzatmalı sağ elimizle dipçiğin dibinden ve sol elimizle lastiğin sol kısmını sıkıca kavramalıyız.
    [​IMG]
    2- Sağ elimizle kavradığımız dipçiği kendimizden ileri doğru iterek göğüs bölgemize getirmeliyiz.
    [​IMG]
    3- Dipçik göğsümüze yerleştiği anda boşa çıkacak sağ elimizle lastiğin sağ kısmını yakalayıp hızlı hareketlerle şişin 1. çentiğine hızlı bir şekilde çekmeliyiz. Bunu hızlı yapmamız önemlidir çünkü sol eldeki lastik dipçik göğsümüze konduğu an el, kol ve göğsümüze baskı yapacak duruma gelir.
    [​IMG]

    4- Son olarak 1. çentiğe çekilen lastiği istersek 2. çentiğe germeliyiz.
    [​IMG]
     
  3. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Ağırlık Kemerleri ve Ayarları
    Sualtı avcılığında, en önemli konulardan biri, yüzerliğimizi ayarlamaktaki sorunlardır. Vücudumuz, içinde barındırdığı hava ve yağ miktarlarına göre çıplakken su üstünde durur, yani yüzerliği pozitiftir. Pozitif olmanın değeri, ciğerlerimize doldurduğumuz hava miktarına ve vücut yapımıza göre değişir. Satıhta dolu ciğerle hareketsiz dururken, ciğerlerimizi boşalttığımız zaman, batmaya başlarız. Ciğerlerdeki havanın yüzerlik sağladığını bu şekilde net olarak görebilirsiniz.

    Yüzerliğe etki eden başka parametreler de vardır.

    Sualtı avcılığı için, neopren bir elbise kullanıyoruz. Neopren malzeme, dokusunda, minik hava kabarcıkları barındırır. Isı izolasyonu sağlamak gibi önemli bir avantajı olan bu kabarcıklar, diğer taraftan, yüzerliği pozitif etkiler ve problem yaratır. Sonuç olarak, ciğerlerimizdeki hava, vücudumuzun kısmen yüzer olması ve kullandığımız dalış malzemelerinin etkileri biraraya geldiğinde, palet gücü ile aşağı inmek mümkün olmaz.

    Bu problemi ortadan kaldırmak için, çeşitli ağırlıklar kullanmamız gerekiyor, asıl sorun da, bu noktada ortaya çıkıyor. Satıhta 1 tmosfer olan dış basınç, suyun yoğunluğu nedeni ile çok çabuk değer değiştirir.

    Bu değişikliği birkaç metrede bile kulak eşitleme ihtiyacı oluşturduğu için, hissedebilirsiniz. Basınç değişikliği, aynı şekilde, ciğerlerimizde ve neopren doku içinde bulunan havayı da etkiler. Basınç arttıkça, hava hacmi aynı oranda küçülür. Örneklersek, ciğerlerimize doldurduğumuz, 6 litre hava, ilk on metrede basıncın 2 atmosfere çıkması sonucunda 3 litreye düşer. Burada aklınıza, derinlik arttıkça ciğer hacminin nereye kadar küçüleceği sorusu gelecektir. Deniz memelileri, 1000 metre gibi çok büyük derinliklere inebilirler. Yukarıdaki teoriye göre, ciğerlerinin çökmesi gerekir, oysa, " Diving Reflex " olarak bilinen ve organizmanın ciğerleri korumak için geliştirdiği yöntemle, ciğer çeperlerinde, basıncın artması ile birlikte, kan miktarı artar. Sıvılar, basınç altında sıkışmadıkları için, ciğerler belli bir hacme indikten sonra daha fazla küçülmezler. Bu refleks, insanlarda da vardır.

    Taşıyıcı hava hacminin küçülmesi ile, yüzerliğimiz azalır ve pozitiften negatife doğru gider. Başka bir anlatımla, derinlik arttıkça, yüzerliğimiz azalır, nötr olduğumuz andan itibaren de, düşmeye başlarız. Bu problemle, tam anlamı ile başa çıkmak için, derinlik ve basınca göre, kendi kendine artan veya azalan ağırlık sistemleri kullanmak gerekir. Henüz teknoloji, buna bir çare bulmuş değil, bu nedenle, elimizdeki imkanlar ve bilgimiz doğrultusunda bazı yöntemler uyguluyoruz. Elbisenizin kalınlığı ve dalış derinliği, temel alındığında, aşağıdaki gibi bir genel tablo ortaya çıkıyor.

    [​IMG]

    Bu değerler, işin başında, deneme yanılma yaparak vakit kaybetmemeniz için faydalıdır. Bundan sonra, işin teknik kısmı, çok daha hassas ayarlar yapmayı sağlar. Kendinize en uygun ağırlığı bulabilmek için, belirlemeniz gereken koşullar vardır, daha sonra bu koşullar altında deneme yapmanız gerekiyor.

    Öncelikle, aşağıdaki parametreleri belirleyin ;

    Dalış yapacağınız suyun kaldırma gücü, yani tuzluluk oranını öğrenin.

    Güneyde yaptığınız keyifli avlar için kullandığınız kemeri, Marmara' da kullanırsanız, ilk 5 metrede düşmeye başlarsınız. Aksini yaparsanız, ilk metreleri inmek için fazla enerji tüketirsiniz.

    Avlanacağınız ortalama derinliği ve yapacağınız av türünü muhakkak önceden belirleyin.
    Örneğin sığ suda, levrek peşinde iken kullandığınız kilo, 10 metreler için fazla gelir.

    Bu bilgileri oluşturduktan sonra, sıra malzeme seçimine geliyor. Daha önceki konularda gördüğümüz gibi, sualtı avcılığı için kullanılacak kemerin esnek olması gerekiyor.

    İhtiyaç duyduğunuz ağırlık miktarını belirledikten sonra, bu ağırlığı, kemer üzerinde, mümkün olduğu kadar çok parçada ve eşit olarak dağıtın. Örneğin 8 kilo gerekiyorsa, 2 adet 3 kilo, 1 adet 2 kilo yerine 4 adet 2 kilo kullanın.

    Bu ağırlıkları, beliniz etrafında dengeli olarak dağıtın. Bir yanınıza doğru kayan ağırlık, vücudunuzu, o tarafa çevirmeye çalışır.

    Yukarıda saydığımız temel kuralları oluşturduktan sonra, sıra denemelere geliyor. Dalışa giderken yanınıza birkaç çeşit ağırlık alın. Ortalama hesaplarla oluşturduğunuz ağırlık kemeriniz, fazla veya eksik kalabilir. Genellikle en çok kullanılan kurşun külçeleri 2 kilodur. Yanınıza fazladan 2 kilo ile birkaç adet 1 kiloluk külçe alın.

    Kemerinizi taktıktan sonra, tüm donanımınız ile suya girin. Eksik malzeme olursa, yüzerliğiniz fark yapar.

    Satıhta dik pozisyonda iken, ciğerlerinizi doldurun ve nefesinizi tutun. Su seviyesi, maskenizin alt hizasında kalıyorsa, ortalama olarak, ağırlığınız tamamdır. Eğer batma eğiliminde iseniz, ağırlığınız fazla gelmiştir. İhtiyaca göre önce 1 kilo eksiltin yetmiyorsa 2 kilo deneyin. Aksine, su seviyesi, omuzlara kadar çıkıyorsa bir miktar ilave istiyor demektir.

    Bu kaba ayarı yaptıktan sonra, derinlik arttırarak daha ince ayarlar yapmak gerekiyor, örnekliyelim ;

    7 - 10 metrelerde taşaltı avı yapacaksınız. Elinizde 50 veya 60 cm tüfeğinizle birlikte satıh denemesinde oluşturduğunuz kemeri taktınız ve inmeye başladınız. Dibe ulaştığınız zaman, rahat bir av yapabilmek için yüzerliğinizin aşağı yukarı nötr olması gerekir. Eğer düşüyor veya yukarı çıkıyorsanız problem var demektir.

    Bu problemi gözünüzde canlandırın. Tüm bilgi ve becerinizle, av olabileceğini tahmin ettiğiniz bir taşa, mükkemmel bir şekilde indiniz. Bir elinizde tüfeğiniz var, diğer elinizle, taşın üstüne değdiniz ve kendinizi frenlediniz, bu anda, yüzerliğinin negatif olduğunu farkediyorsunuz, başaşağı olan pozisyonunuz bozuluyor, o noktada dengede kalmak için, en iyi ihtimalle, yatay pozisyona geçip, palet vurmanız veya, bir yerlere tutunmanız gerekir, çıkan sesler ve yaptığınız gereksiz devinimler, avınızı uyarır ve tüm emeğiniz boşa gider.

    Aynı şekilde, ağırlığınız eksik kalmışsa, yüzerliğiniz pozitif olacak ve olduğunuz yerde sabit kalabilmek için sürekli aşağı doğru palet vurmanız gerekecektir.

    Her iki durum da aleyhinize olur. Bu senaryo, avlanacağınız tüm derinlikler için geçerlidir. Sığ suda levrek bakarken, avınızı gördüğünüz zaman düşemiyorsanız, ağırlığınızı arttırmanız gerekir.

    Bu bilgileri doğru olarak değerlendirdikten sonrası, tamamen deneyim ve birikime dayanıyor.


    Ağırlık kullanmanın ihtiyaca göre farklı yöntemleri vardır


    Klasik kemerler, tokalı veya klipsli, elastik bir kemer üzerine dizilen kurşun külçelerinden oluşur.
    Bu kemerleri, mümkün olduğu kadar, kalça kemiklerinin üzerinde taşıyın ve bol olmamasına özen gösterin. Bol kemer, aşağı inerken göğsünüze doğru kayar ve rahatsızlık verir.


    Sırt ağırlıkları, beldeki kemere, omuz askılıkları takılmış olarak imal edilirler. Ana ağırlık,
    sırtta tek 7 kiloluk yassı külçeden oluşur. Geri kalan küçük kilolar, bele takılır. Bu kemerler, özellikle bel kemiği problemleri olanlar için önerilir. Sığ suda agaşon ve baskın avı için oldukça uygundur.


    Ayak ağırlıkları, sığ sularda av yaparken, paletlerin, su üstüne çıkmaması için kullanılır. Bazı markaların, altlarına kendi özel ağırlıklarının takabildiği palet modelleri mevcut.
    Genellikle, içi ince saçma ile doldurulan bantlardan yapılan ayak ağırlığı, ayak bileğine takılır. Bu ağırlığın, her ayak için 500 gramı geçmemesine dikkat edin ve kullanacağınız zaman, kemerinizden 1 kilo eksiltmeyi unutmayın.


    Değişken ağırlık

    Yukarıda verilen bilgiler sabit ağırlık kullanımı için oluşturulan bilgilerdir. Daha derinde av yapacaksanız, değişken ağırlık kullanmanızda fayda var.

    Dış basıncın artması ile yüzerliğimizin azalması, yani derine indikçe, negatif olmamız prensibi değişmez.

    Bu teoriden yola çıkarsak, şu sonuç ortaya çıkıyor. Negatif olduktan sonra, inişimize rahatlıkla ve hiç palet kullanmadan devam edebilir. Ancak, bu inişin bir de çıkışı olması gerekiyor. Belimizdeki sabit kemerle, aşağıdan palet basmak, hele de, avımızı vurup almak için güç harcadıktan sonra bunu yapmak, cehennem azabı gibi gelir, son metreler bir türlü bitmez. Bu işin kolayı değişken ağırlık kullanmaktır.

    20 metre civarında avlanacaksınız. Bu durumda, belinizdeki kemerle, 7 metrede nötr oluyorsanız, bu seviyede, düşmeye başlayacak ve 20 metreye güç harcamadan ineceksiniz. Aynı şekilde, çıkışta, 7 metreye kadar, yani pozitif olana kadar, sağlam palet vurmanız gerekecektir ve oldukça da yorucu olduğunu bilmenizde fayda var. Bunun yanında, o derinlikte, hep düşer pozisyonda olacağınız için, rahat av yapamayacaksınız. O halde ağırlık ayarımızı 20 metrelerde nötr olacak şekilde yapalım. Kaba bir hesapla, bu ağırlık, 5 mm elbise ile 5 kilo civarında olmalıdır. Ancak bu defa da, batma problemi ortaya çıkıyor. Yani satıhta iken dalışa geçtiğimiz zaman, uzun müddet, kuvvetli palet vurmamız gerekecektir.

    Bu efor güç ve oksijen kaybına sebep olur. Çözüm, 5 kiloluk kemerimizi taktıktan sonra elimize 3 kiloluk bir ağırlık almak ve bu ağırlığı dibe vardığımızda elimizden bırakmaktır.


    Bu yöntem için, kullanılacak malzemeleri ve kullanım şekillerini görelim.


    Aşağı beraberimizde indireceğimiz ağırlığı sonra geri çekmemiz gerektiğine göre, öncelikle, bir şamandra ve dalış derinliğinin % 30 fazlası kadar ip gerekiyor.

    Ağırlık olarak, ortalama 3 kilo gelen bir kurşun külçe iş görür. Boşta kalan elimizle kulak eşitleyeceğimize göre, bu ağırlığı elde taşımak pek doğru değil. Külçenin şekli yassı bir dikdötrgen olursa, bunu kemerimizle vücudumuz arasına kolaylıkla sıkıştırabiliriz.

    Değişken ağırlık yöntemi için, ikinci bir kemer de kullanabilirsiniz.

    Kullanacağınız ip, ince fakat sağlam örme yapıda olmalıdır. Ağırlığa doğru son 7 metreyi, monofilament naylon malzemeden yaparsanız, agaşonda, avınızın ipi görerek ürkmesini önlemiş olursunuz.

    Ağırlığı elinizden mümkün olduğu kadar sessiz bırakın.

    Değişken ağırlık yöntemi ile, hem inişiniz, hem de çıkışınız çok daha kolaylaşacaktır. Daha derin avlar için, şamandra ipini standart kemerinize bağlayın ve normal ağırlıkla inin. Çıkıştan önce kemerinizi atın. 3 kilodan daha fazla değişken ağırlığı taşımak veya bele sıkıştırmak nispeten zor olduğu için, bu yöntemle, ağırlık kemerinin tamamını, değişken ağırlık sistemi olarak kullanmış oluruz.

    CEPLİ AĞIRLIK KEMERİ: Cepli model ağırlık kemerleri son derece pratik bir kullanıma sahiptirler. Ağırlıklar ceplere koyulduğundan dolayı, kemer üzerinde kayarak simetri ve dengenin bozulma ihtimali yoktur. Ayrıca kurşun ağırlıklar vücut ya da elbise ile temas etmedikleri için ilave bir konfor elde edilmiş olur.


    [​IMG]




    KURŞUN AĞIRLIK: 2 kg.lık parçalar halinde üretilmiştir. Ağırlıklar üzerlerindeki delikler sayesinde standart ağırlık kemerlerine dizilerek kullanılabildikleri gibi aynı zamanda cepli model (pocket) ağırlık kemerlerinin ceplerine koyularak da kullanılabilirler.

    [​IMG]
     
    Son düzenleme: 5 Haziran 2014
  4. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkınla Avcılık Teknikleri - Balığı Söndürmek

    Avcılık, su üstünde veya altında, sonuç olarak bir canlının öldürülmesini hedefler.

    Üst seviye, avın vurulduğu anda ölmesini sağlayacak atışı yapabilmektir. Ne yazık ki, bu, en ustalarımız için bile mümkün olmuyor.

    Vuruş noktası, hayati organlara isabet etmediği zaman, avınız yaralı kalır. Karada, özellikle yivli avcılığında, iyi atıcı iseniz, hareketsiz hedefe isabet ortalamanız yüksek olur.

    Su altında işler böyle yürümüyor. Avınız genellikle hareketli ve kaçmaya hazırdır. Atışınızı, su ortamında, çok fazla parametre etkilemektedir ve parabol eğimi fazladır. Bunun gibi sebeplerle, istediğiniz noktayı vurma ortalaması oldukça düşüktür.

    Bunun anlamı, genellikle avınız vurulduktan sonra canlıdır, yani yaralıdır. Aşağıda açıklayacağım birkaç nedenden ötürü, yaralı avın en kısa zamanda öldürülmesi gerekir.

    Öncelikle ahlaki yönden, yaralı avın, ızdırabına, mümkün olduğu kadar çabuk son verin.

    Yaralı balık, kurtulabilmek için çırpınacaktır. Hareket ve titreşimler, su içinde, kolaylıkla iletilir. Balıklar bu titreşimlere duyarlıdırlar. Onlara ulaşan her uyarı, beslenme,çiftleşme veya tehdit olarak algılanır. Büyük bir kütle oluşturduğumuza göre, bizden gelecek hareketler, olasılıkla tehdit olarak agılanacak ve avın kaçmasına neden olacaktır.

    Yaralandıktan sonra, kurtulmak için mücadele eden balığın toksin üretimi artar ve etinin tadı bozulur.

    Belinizdeki yaralı ve kanayan balık, başka avcıların da dikkatini çekebilir, düşüncesi bile hoş değil ancak yaşanmış olaylar, buna da dikkat etmemizi gerektiriyor.

    Balığı nasıl öldürelim ?

    Atışınız hayati bölgelere yapılmışsa, avınız sönecektir.Bu durumda, hem yakalamak, hem de zaptetmek kolay olur. Aksi takdirde, yaralı balığı hemen yakalamak ve sıkı tutmak gerekir. Eğer avınız, küçük ve orta boylarda ise, vurduktan ve yakaladıktan sonra beraberce satha çıkarsınız. İlk şoktan sonra kısa bir müddet hareketsiz kalan balık, çok sürpriz çırpınmalar yapabilir. Bu nedenle, şişten çıkarmadan, balığı ipe geçirmekte fayda var.

    Taşıma ipinizin ucundaki sivri uçlu kısa şiş, öldürme işlemi için çok uygundur. Bıçak ta kullanabilirsiniz, ancak küçük balıklarda, kafanın diğer tarafından kolaylıkla çıkan bıçak elinizi de kesebilir.

    Boşta kalan elinizle balığı kafasından tutun, diğer elinizle, taşıma ipinin kısa şişini, balığın solungaç altına sokun.

    Beyin, gözlerin arka geri bölgesinde yer alır. Solungaçların altına soktuğunuz şişi bu doğrultuda iterek beyni delin. Öldürme işlemi sonucunda, balık ağzını açarak tepki verecek ve ölecektir. Bundan sonra, balığı ipe geçirin ve tüfeğinizin şişini çıkarın.

    Avınız büyükse, bıçak kullanmanızda fayda var,aynı şekilde, beyni hedef alın fakat bıçağı dışarıdan kullanın.

    Özellikle orfoz için, solungaç altına kesinlikle elinizi sokmayın, çok kötü yaralanabilirsiniz.


    Avcılık ve ahlak

    Kara veya sualtı avcılığında olsun, iyi avcı olmanın belirli disiplin ve kuralları vardır. Bu disiplin, zaman içinde ahlak ve tecrübe ile oluşmuştur. Teknik konuda, yazılabilecek çok detay var, ancak avlanmak, nedeni ne olursa olsun, bir canlının öldürülmesini amaçlar ve gerçekleştirir. Bu nedenle avcılık disiplininin ahlaki tarafını, bir kaç basit fakat anlamlı cümle belirler.

    Curnatada 450 bıldırcın vurmak, veya kıstırdığınız çil sürüsünün tamamını avlamak, ahlaki açıdan avcılık disiplini dışında kalır. Taşaltında sıkıştırdığınız karagöz sürüsünün hepsini vurmak da aynı anlama gelir.

    Çil yerli kuştur ve barındığı merada üreyip çoğalır. Sürüde kuş bırakırsanız, seneye de av yaparsınız. Bugün çil kekliğe rastlamak çok çok zor. Nedeni dar görüşlü, ahlaki yönden gelişmemiş vatandaşlarımızdır.

    Bu kafa yapısı aynı zararı bayrağımıza, ülkemize, değerlerimize, ekonomimize ve tabi ki, denizlerimize ve canlılarına da vermekteler.

    Avcılığın ahlaki disiplini bu konuları kapsıyor. Bir çoğumuzun düşündüğü ve yaptığı gibi,

    " Ben bıraksam bile nasıl olsa başkası avlayacak " fikrinden biran önce kurtulalım .
     
  5. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkınla Avcılık Teknikleri (Agaşon Tekniği)Balığı Çağırma Sanatı

    Balıkların doğal koşullarda meraklı canlılar olduklarını farketmişsinizdir. Agaşon tekniği, onların bu davranış biçimlerinden faydalanma temeline dayanır ve açık suda yapılabilecek en uygun avlanma şeklidir. Diğer tekniklerle avlanması pek mümkün olmayan birçok makbul balık bu teknikle avlanabilir.

    Başarılı bir agaşon sonsuz keyif verir. Su altında, avınız ile aynı şartları paylaşarak giriştiğiniz düello, bu ortama ne kadar uyum sağlayabildiğinizle orantılı olarak başarıya ulaşır.

    Her mevsim ve derinlikte yapılabilen agaşon avının tecrübelerle oluşmuş genel kurallarına göz atalım .


    GENEL KURALLAR

    Yer seçimi başarılı bir agaşonun püf noktasıdır. Yattığınız yer ve pozisyonunuz yanlış ise, uzun süre beklersiniz. Görüş iyi ise, keşif dalışına pek gerek duymadan, satıhtan yer seçimi yapabilirsiniz. Avınızın aydınlık taraftan gelmesini sağlamak için gölge ve aydınlığın karıştığı yerleri tercih edin ve yatacağınız yeri gölgede seçin.

    Genellikle aynı meralarda dalıyorsanız, dip yapısını ve balık davranışlarını inceleyin ve hatırlayın. Balıklar tehdit altında iken sığdan derine doğru kaçmayı tercih ederler, o halde, derinden sığa doğru yatıp beklemek daha iyi sonuç verir.
    Aynı noktada arka arkaya agaşon yapmayın. İlk denemenize kimse gelmemişse, hemen arkasından yapacağınız ikinci denemeye de kimse gelmeyecektir.

    Seçtiğiniz yere olabildiğince farkedilmeden ulaşın. Dip yapısı uygunsa, apnea kondisyonunuzun izin verdiği ölçüde, dalışınıza geriden başlayın ve agaşon noktasına dipten saklanarak ulaşın.

    Dibe birkaç metre kala palet vurmayı kesin, negatif iseniz sessizce düşmek çok avantaj getirir.

    Seçtiğiniz yere ulaşınca doğru yönde yatın ve dip yapısının size sunduğu tüm imkanlardan faydalanın. İçine sığabileceğiniz derin çatlaklar, erişteler, üzerine yatabileceğiniz yukarı meyilli büyük taşlar uygun yerlerdir.

    Cinslerin davranış biçimleri farklıdır. Levrek, karagöz, kikla agaşona iyi gelirler. Saklandıktan sonra kendinizi göstermeniz hemen sonuç verir. Aksine sinarit ve çipura son derece temkinli ve kurnaz balıklardır.

    Dip yapısı çok engebeli ve taşlık ise, çok zor yaklaşırlar, bu nedenle sinarit avı için düz zeminler daha uygundur.
    Balık davranışları ve avlanma yöntemlerini ayrı bir konu olarak ele alacağız.

    Saklanmanın yanısıra, ses kaynakları kullanmak da balıkların dikkatini çeker. Gırtlağınızdan çıkaracağınız ritmik sesler, kemere veya taşa vurulan kabza, lastik gıcırtıları meraklarını cezbeder.

    Kumluk dipte iseniz, önünüzde bir miktar kum kaldırıp bulanıklık sağlayın. Bu yöntemi sadece kumluk zeminde uygulayın, çamur varsa bulanıklık uzun süre kaybolmaz. Avınız sizi net olarak göremediği için yakınınıza kadar sokulabilir, ancak sizin de onu görme imkanınız kısıtlıdır. Karşılaşma çok ani olabilir. Buna hazırlıklı olun.

    Atış için her zaman hazır olmanız gerekir. Tüfeğinizi kolunuzun devamı gibi ileri uzatabilecek kadar müsait çatlak veya zemin bulmak zordur, ayrıca yön değiştrmeniz gerekirse, kolun tamamı hareket edeceği için avınız büyük ihtimalle kaçacaktır.

    Tüfeğinizi, önünüzdeki uygun bir noktaya, ortasından dayayın. Dirseğiniz kırık pozisyonda iken, küçük bir bilek hareketi ile, tüfeğin yönünü değiştirebilirsiniz. Yattıktan sonra hareket etmek doğru değildir ancak çok küçük değişiklikler gerekebilir.

    Başınızı oynatmayın. Sığ agaşonlarda geniş görüşlü maskeler kullanırsanız, sadece gözlerinizle etrafı ve avınızın hareketlerini takip edebilirsiniz.

    Üzerinize birden fazla balık geliyorsa, içlerinden birine odaklanın. Daha büyüğünü görürseniz bile, hedefinizi değiştirmeyin. Çok sık yapılan bir hatadır ve genellikle agaşon, boşa atışla veya hiç atış yapmadan sonuçlanır.
    Tüfeğinizin yönünü değiştirmek isterseniz, bu hareketi çok ağır yapın ve boşta kalan elinizle lastiklerin titreşmelerini önleyin.

    Yer seçimini yaptıktan sonra pozisyon alabileceğiniz noktaları tespit etmek için birkaç keşif dalışı yeterli olur.
    Derinde avlanacaksanız, kemerinizi mümkün olduğu kadar hafif ayarlayın. Değişken ağırlık iyi bir yötemdir ancak elinizden bırakırken çıkacak sesler yüzünden önerilmez.
    Kısa tüfeklerle agaşon yapılmaz. 100 cm idealdir. Güçlü lastik ve 6.5 mm uzun kelebekli şiş kullanın. Makara kullanın ve içinde dalış derinliğinin % 30 fazlası kadar ip olmasına dikkat edin.

    Limitlerinizi aşmayın, son anda yapacağınız atıştan sonra vurduğunuz balığı yakalamak için nefesiniz yetmeyebilir, stres yaşarsınız. Bazen avınız çok nazlanır, bilin ki sizden çok daha uzun süre bekleyebilir.

    Çok sığ suda özellikle levrek avı için, bilek ağırlığı kullanın. Kemeriniz de biraz ağır olsun. Tam doldurduğunuz ciğerleriniz sizi taşıdığı için, bir miktar hava bırakırsanız, düşersiniz. Bu hareketiniz, avınızın üstünüze gelmesini sağlar. Bu avlanma şeklini 1 metreden daha derin suda kesinlikle yapmayın.


    Agaşon yapmak için uygun koşullar nelerdir ?

    Görüş iyi değilse, aşağıdaki balığı göremeyeceğiniz için kule yapamazsınız. Aynı şekilde taşaltı avı için yer seçemezsiniz. Bu durumda, agaşonda balık vurma şansınız daha fazladır.
    Çalkantılı deniz, taş içinde barınan balığı rahatsız ve dışarıda durmaya zorlar. Tekniğinizi ilerletmek için iyi fırsatlarla karşılaşabilirsiniz.

    Agaşon yapmak için balık görmeniz gerekmez, seçiminiz doğru ise ve tekniğiniz oturmuş ise, yattığınız zaman balık sizi görecektir.

    Farklı dip yapılarının birbirini kestiği yerlerde örneğin, eriştelerin içinde döküntüler bulursanız, şansınızı muhakkak deneyin.

    Ani yükselen kıyılar ve topuklar derinden sığa doğru yatmak için idealdir. Avınız yukarıdan aşağıya daha rahat gelir.


    Sığ ve derin suda agaşon

    Agaşon tekniği, varyasyonlarını da hesaba katarsanız, her derinlik ve dip yapısında uygulanabilir. Ancak derinlik farkı, bu tekniğin başarısına doğrudan etki eder.

    Avlanma bölgesini iyi tanıyor ve derinliği biliyorsanız bu faktörlere göre hareket etmenizde fayda var.



    Sığ suda agaşon

    Özellikle kış aylarında daha verimlidir. Yaz mevsiminde, avlanacağınız sığlıklar, daha yoğun bir baskı altındadır.
    Tekne trafiği, olta balıkçıları, denizi diğer kullananlar, balığı rahatsız eder ve açığa sığınmaya zorlar. Kışın bu hendikaplar olmayacaktır.

    Sessizliğin çok önemli olduğunu tekrar hatırlatalım.Sığ suda, özellikle de çalkantı veya akıntı varsa paletleriniz başınıza dert olur. Onları mümkün olduğu kadar su üstüne çıkarmadan kullanın. Özellikle inerken paletlerin sağa sola kayması, büyük ve siyah bir kütle görüntüsü verir. Bu görüntü, avınız için tehlike ve uyarı anlamını taşır. Çabalarınız boşa gider. Yatacağınız yere mümkün olduğu kadar çabuk inin ve hemen pozisyon alın. Şnorkelinizi atmak önemlidir, dalış derinliğiniz, şnorkeliniz içinde kalan havanın boşalmasına yetecek süreyi tanımaz.

    Çalkantı, sığ suda bulanıklığa neden olur, avınızla aniden karşılaşabilirsiniz. Bu karşılaşmayı beklediğiniz için balığa oranla daha avantajlı durumda olursunuz. Ancak atış yapmak için çok hızlı adeta reflekslerinizle hareket etmeniz lazım. Tüfek boyu için 90 cm uygundur.

    Ağırlığınızı dikkatle ayarlayın, yattığınız zaman pozitif olmamalısınız.

    Sığ suda gün ışığı filtre olmaz ve tüm renkler görünür, bu nedenle kamuflaj elbiseler çok daha iyi sonuç verir.


    Derin suda agaşon

    Denize dik inen kayalıklar, açıktaki topuklar veya önceden belirlediğiniz sığlıklar, derin suda avlanmak için çok imkan tanır. Öncelikle, av merası denizden faydalanan diğer gruplar tarafından bozulmaz. Büyük balık, derinde daha rahattır.

    20 metrelerde avlanabilmek, iyi bir apnea disiplini ve su içinde hareket becerisi gerekir. Nefes alma tekniğinizin gelişmiş olması çok önemlidir, bu ilerlemenin de ancak doğru ntrenmanlarla olabileceğini unutmayın.

    Agaşon avı, saklanarak beklemeye dayandığı için, aşağıda geçireceğiniz süreye çok dikkat edin. Ciğerlerinizdeki oksijenin kısmi basıncı derine indikçe artar. Bu da size konfor ve rahatlık getireceği gibi tehlike de oluşturur.
    Bu rahatlığa aldanıp dip süresini zorlamak muhtemel bir senkop için davetiye demektir. Limitlerinizi bilin ve saygı gösterin. İniş ve çıkışınız dahil olmak üzere 1'15" iyi süredir.
    Uygun yer belirlemek için yarım kule ve keşif dalışı yapın, akıntıya karşı inin. Tüfeğinizi, ileri uzatılmış pozisyonda taşıyorsanız, dibe varmadan yanınıza alın.

    Dip yapısı belirlenince, gözlemlerinizi tamamlamak için etrafınızda yavaşça dönün, küçük balıkların varlığı, büyüklerin de orada fakat ilk anda göremiyeceğiniz uzaklıkta olabileceklerini gösterir. İlk yatışınızda gelmemişlerse, büyük ihtimalle, merakları yeterince uyanmamıştır. Küçük yer değişiklikleri ile devam edin.

    100 cm tüfek, güçlü lastikli uzun kelebekli şiş ve muhakkak makara kullanın.

    Agaşon tekniği, her seferinde yeni deneyimler ve heyecan demektir.
     
  6. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkınla Balık Avı -Endien Baskın Tekniği

    Endien, Fransızca kızılderili anlamına gelir.

    Bu avlanma tekniğinde amaç, balık sizi farketmeden atış menziline kadar sokulabilmektir. Özellikle yeni başlayanlar için uygulanması, diğer tekniklere oranla daha kolaydır ancak yine de beceri gerektirir. Genellikle sığ suda yapılır, iniş çıkışlarda ve dipte de fırsat bulursanız deneyin.

    Endien tekniğinin sığ suda daha verimli olmasının nedeni, dikkati başka yönde olan balığa baskın yapmanın daha kolay olmasıdır. Gününü açık suda veya derinde saklanarak geçiren balıklar, gün batımında, beslenmek amacı kıyılara yaklaşırlar. Geceyi geçirdikten sonra, güneşin doğuşu ile birlikte tekrar açığa dönerler. Endien avının en verimli olduğu zamanlar sabah erken ve akşam üstüdür. Ayrıca, uygun zaman parametresi kadar önemli bir diğer konu, suyun hareketleridir. Çalkantı ve akan su, hareketlilik getirir, hareket ise besin demektir. O halde, yukarıda bahsettiğimiz zamanlarda çalkantılı bir kıyı bulursanız şansınız çok artacaktır.

    Endien avının, bazen inanılmaz sürprizler ve ödüller getirebileceğini unutmayın.

    Genel kurallarına göz atalım ;

    Sessizliğin ve yavaş hareket etmenin çok önemli olduğunu unutmayın. Taşlık kıyılar, döküntüler ve burunlar uygun yerlerdir.

    Malzeme olarak, 75 veya 90 cm tüfek kullanın. Kuvvetli lastik tercih edin ve makara kullanmayın.

    Ayak bileklerinize ağırlık bağlamakta fayda vardır. Bunun için üretilen bilek ağırlıklarını piyasada bulabilirsiniz. Her ayak için 1/2 Kg.ı geçmeyin. Çok sığda avlanacaksanız, ağırlığınızı biraz arttırın.

    Suya girdikten sonra, mümkün olduğu kadar palet vurmayın ve ilerlemek için ellerinizi kullanın.

    Arkasına saklanabileceğiniz her oluşumdan faydalanın. Döküntüler, iri taşlar ve kırıklar sizi balığın gözünden saklayacaktır.

    Avlanacağınız derinlik artıyorsa, çok sessiz inin ve ilk fırsatta saklanın, bundan sonra, aynı şekilde ellerinizi kullanarak, balığın olduğunu tahmin ettiğiniz yere ulaşmaya çalışın.

    Tüfeğinizi kolunuz ilerde ve atış pozisyonunda taşıyın.

    Endien tekniğinin en zor kısmı atış yapmaktır. Karşılaşma çok ani olduğu için, tetik çekmek de çok ani olabilir. Bu durumda tek avantajınız, balığın sizi beklemiyor olmasıdır. Bu sürpriz, size birkaç saniye kazandırır.

    Hiç tereddüt etmeden reflekslerinizle atışınızı yapın. Deneyiminiz arttıkça, atışlarınızdaki isabetler de artacaktır.

    Durağan ve sabır isteyen bir av şekli olmasından dolayı özellikle kış aylarında, 7 mm elbise kullanırsanız üşümezsiniz.

    Henüz atış mesafesine gelmeden beklemediğiniz anda avınız sizi farkederse, iyi bir agaşon yapmanın tam zamanıdır, dezavantajları lehinize çevirebilirsiniz.

    Bazen başka av teknikleri uygularken fırsatlar çıkabilir. Bu fırsatları değerlendirin. Örneğin taşaltı avı yaparken bazı balıkların merakını çekersiniz ve siz taşın içine bakarken oldukça yakınınıza gelmiş olabilirler. Böyle bir durumla karşılaşabileceğinizi unutmayın ve temkinli olun. Taşaltından yavaşça çıkın ve atışa hazır olun.

    Balıklar içgüdüsel olarak yukarıdan gelen her hareketi tehdit olarak algılarlar. Davranışları derine veya taşaltına kaçmaktır. Uzaktan gördüğünüz bir gruba alttan yaklaşırsanız, şansınız artar.

    Kamuflaj renkli elbiseler kullanın.

    Tüfeğinizin neoprenle kaplı olması sessizlik için avantajdır.

    Baskın avcılığının genel kurallarını gördük, geliştirmek size kalıyor.
     
  7. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkınla Balık avı ( Kule Tekniği ; Balığa yaklaşma sanatı)

    Kule sözcüğü fransızca " couler " fiilinden gelir ve akmak anlamını taşır. Çok incelik ve teknik beceri gerektirmesine rağmen balığa en doğal yaklaşma şeklidir. Variasyonları yok denecek kadar azdır ve diğer tekniklere göre çok sadedir. Kule avcılığının temelinde, su içinde hareket etme şekliniz ve bu konudaki beceriniz yatar.

    Amaç, atış yapmadan önce, avınıza mümkün olduğu kadar yaklaşmaktır. Balıklar, meraklı canlılardır, tedirgin veya stres altında değillerse, onlara yaklaşabilirsiniz. Stres altında balıklar, yavaşça uzaklaşmak ile aniden kaybolmak arasında çeşitli davranış biçimleri gösterirler. Bu davranışları, ne kadar etkilendikleri ile orantılıdır. O halde, avınızı tedirgin etmeden yaklaşabilmeyi başarmalısınız. Bunun için gerekli olan şartları gözden geçirelim.

    Öncelikle, efektif bir kule, palet vuruşlarının sona erdirilip, negatif yüzerliğe geçtikten sonraki düşüş veya " akış " ile başlar. Bu andan itibaren, paletlerinizi sadece hafif yön değişiklikleri için hareket ettirmelisiniz. Ağırlık hesabı ve ayarı çok önemlidir. Avlanacağınız derinliği önceden belirleyin ve kemerinizi ona göre ayarlayın. Örneğin, 10 metrelerde avlanacaksanız, ilk 5 - 6 metrelerde nötr yüzerlikte olacak şekilde yüklenin. Kule avcılığında değişken ağırlık kullanılabilir ancak, tavsiye edilmez. Özellikle, kule için inildiğinde, avınız uzaklaşmış ise, bu hareketi, iyi bir agaşon ile devam ettirebilirsiniz. Eğer değişken ağırlık kullanmış iseniz, elinizden bırakırken çıkacak sesler, balığı ürkütebilir.

    Başarılı bir kule gerçekleştirebilmek için, başlangıcından sonuna kadar her safhasının da başarı ile uygulanması gerekir.


    Satıhta, yüzünüz aşağı dönük pozisyonda, tamamen gevşemek ve konsantre olabilmek için, 3 - 4 dakika diyafram soluması yapın ve ritmi düşürün.

    Ciğerlerinizi, diyaframdan başlayarak göğüs kafesi ve omuzlarla sonuçlandıracağınız standart bir teknikle tam olarak doldurun.

    Nefesinizi gırtlağınız ile tutun. Yeni başlayanların sıkça yaptıkları bir hata olan, diyaframdan nefes tutmak, oksijen tüketimini çok arttırır. Diyafram, oldukça büyük bir kastır ve fazlaca oksijen tüketir.

    Snorkeli ağzınızdan atın.

    Mükemmel bir ördek dalışı gerçekleştirin.

    İlk metreleri sağlam palet vuruşları ile geçin.

    Sessizlik, bütün av tekniklerinde olduğu gibi kule tekniğinde de ana kuraldır. Bu nedenle, palet vurmayı, negatif olduğunuz anda kesin.

    İnişiniz sırasında, ani hareketler yapmayın. Vücudunuzu ve hareketlerinizi, dışarıdan seyrediyormuş gibi görmeye çalışın ve hatalarınızı düzeltin.

    Kule avcılığı için, uzun tüfek gerekir. 100 cm. tüfek boyu, uzun kelebekli 6.5 mm şiş ve kuvvetli lastik kullanın, tüfeğinizde, dalış derinliğinizin % 30 fazlası kadar iple birlikte, makara bulundurun.

    Tüfek taşımak, önemli bir detaydır. İnişte, tüfeği, vücudun bir uzantısı gibi ilerde tutmak, hidrodinami açısından avantaj getirir, ancak, uzantılar, özellikle, doğal ortama uymayan malzemeden yapılmışsa, balıklar tarafından tehdit olarak algılanır. Tüfeğinizi, kolunuz geride, kabzasından tutarak, vücudunuza yapışık ve yanında gizleyerek taşırsanız, hidrodinami kaybedersiniz ancak, balıklar daha az tedirgin olurlar.
    Bu konuda seçiminizi, dip yapısı, av bölgesinin bakirliği ve balıkların genel davranışlarına göre siz belirleyeceksiniz.


    Kulak eşitlemek için kullandığınız elinizle, bakışlarınızı biraz gizleyin. Bu konu tartışmaya açıksa da, avcı bakışının avı tedirgin ettiği olasıdır. Uygulamakta artılar olabilir.

    Eğer tüfeğinizi yanınzda taşımışsanız, atış menziline girerken çok ağır hareket ederek, pozisyona girin. Son metrelerde, tüfeği yavaşça ileri uzatın.

    Avınız halen rahat ve hareketsiz ise tetiği kararlılıkla çekin.

    Tekniğiniz geliştikçe, avcılık başarınız artacaktır. Unutmayın ki, su altı avcılığı, çok antrenman ve deneyim gerektirir, bunun başka yolu yoktur. Şampiyonlar, senenin 300 gününü suda geçirmektedirler. Okuduklarınızı, anlayarak ve uygulayarak çalışın. İlk denemelerin başarılı olması ancak şanstır, ancak zaman içinde ilerleyecek ve su altı avcılığının keyfine varacaksınız.
     
  8. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkınla Avcılık Teknikleri (Apnea süreleri)
    Su altı avcılığında önemli konuların başında apnea süresi geliyor. Bu konuya biraz değinmek istiyorum. Nefes tutma süremiz, o anda hangi şartlar altında ve ne yapıyor olduğumuza doğrudan doğruya bağlıdır. Ciğerlerimiz dolu iken, dinlenmiş ve rahat bir pozisyonda apnea süremiz örneğin 2 dakika iken hızlı tempolu bir yürüyüş esnasında bu süre 45 saniyeye düşebilir. Daha bir çok alt parametreye bağlı olarak değişkenlik gösteren bu süreyi kolay anlaşılabilir olması için dolaylı olarak kalp atım ritmine bağlayalım.
    Fiziki yapımız yani kas, kemik yağ dokularımız ve bunların birbirine oranları ile ciğer kapasitemiz apnea süremizi etkileyen faktörler olmasına rağmen hepsi demek değildir.

    Bunların yanına psikolojik durumumuzu da ilave edelim ve standart bir fizik ve 6 litrelik standart ciğer yapısı olan bir dalıcıyı örnek alalım.

    Rahat bir koltukta çizgi roman okuyarak dinlenirken kalp atım ritmi ortalama 60 – 70 civarındadır. Bu şartlar altında ciğerlerimizi doğru ve tam olarak doldurduktan sonra nefesimizi tutalım. Zihnimizi nefes tuttuğumuzdan uzaklaştırmak için, okumaya veya seyretmeye devam edelim. Kendimizi fazla zorlamadan ilk diyafram kasılması ile nefes tutmaya son verelim.

    Bu sürenin 2 dakika olduğunu varsayalım ve temel alalım.
    Avlanmak üzere suya girmeyi bırakın, düşünmeye başladığınız anda işler değişiyor.

    Kalp atım ritminin yükselmesine neden olan herşey apnea süremizi kısaltacaktır. Bunları kabaca sıralarsak;

    Malzeme

    İyi ve doğru malzeme kendini hissettirmiyor olması ile anlaşılır. Suda iken aklınız herhangi bir malzemenize gidiyorsa sorun var demektir. İyi malzemeden muhakkak pahallı malzeme değildir. Bu konunun içinde özellikle ağırlık hesapları ve ayarları çok önemli yer tutuyor.


    Dinlenmiş olmak

    Ava hazırlık safhasından suya girene kadar olan sürede dahi kalp atım ritminizi standartlar içinde tutmaya bakın.


    Su içinde hareket kabiliyeti

    Satıhta gözlem yapmaktan yer değiştirmeye, aşağı inişten yatmaya veya diğer aktivitelere kadar tüm hareketleriniz suya uyumlu, sessiz ve yavaş, gerçekten çok yavaş olmalıdır.


    Zihnen hazır olmak

    Stres en büyük düşmandır. Birinci sırada stres yaratacak faktörlerin oluşmasına izin vermemek geliyor. İki kişi avlanın, yanınızda güveneceğiniz bir arkadaşınızın olması çok fark yaratıyor.

    Avlandığınız mera hakkında bilgili olun. Hava tahmini konusunda çok sağlıklı siteler var, özellikle suya gireceğiniz kıyının rüzgara göre konumuna bakın. Dalgalarla boğuşmak randımanınızı düşürür.

    Hedeflediğiniz ava ve tekniğe göre kuşanın.

    Yukarıda saydığım şartları yerine getirdik. Kalp atım ritmimiz inişten hemen önce bile standartlar dahilinde. Stres altında değiliz, eşitleme sorunumuz yok. Bu şartlar altında dinamik süremiz, statik süremizin beşte ikisine yani, 2 dakika statiğimiz varsa iniş çıkış dahil olmak üzere 45 saniyeye kadar çıkabilir.

    Bu örnekten yola çıkarak, statik süreniz 2 dakika olduğu halde, dinamik süreniz 15 saniyede kalıyorsa bir sorun var demektir. Ava hazırlanırken yukarıda kaba hatlarına değindiğim başlıkları tekrar gözden geçirmek gerekir.
    Statik apnea süreniz çok kısa ise, antrenmanlarla geliştirmek mümkündür.

    Apnea süremizi kısaltmaya yönelik dış etkenlerin yanısıra dostumuz olan etkenler de var.

    Kısaca Diving Reflex olarak adlandırdığımız ve deniz memelilerinin uzun apnea süreleri ile çok derinlere inebilmelerine olanak veren reflex, özellikle eğitimli dalıcılarda da oluşuyor.

    Dalış refleksinin iki temel ayağı var;

    Vasoconstriction

    Anaerobik yani oksijen eksikliğinde çalışmaya tahammülü olan organlarımızda yer alan damarların çeperleri soğuğa ve basınç artışına dayalı olarak daralır. Bunun sonucunda, kalbe daha az yük biner, oksijensizliğe tahammülü olmayan ve standart beslenmeye ihtiyaç duyan kalp ve beyin için sürekli ve sağlıklı bir oksijen akışı sağlanır.

    Bradycardi

    Daralan ve hacmi azalan damarlardaki kan akış debisi de azalır. Dolayısı ile kalp atım ritmi düşer. Bu düşüş antrenmansız ve eğitimsiz dalıcılarda % 10-30 arasında iken eğitimli dalıcılarda % 50 lere varır hatta üzerine çıkar. Düzenli antrenmanın önemini vurgulamak isterim.
    Dalış refleksi, nefes tutmaya başlamamızla birlikte harekete geçer ve aynı şekilde son bulur.

    Bu refleks, aşağı inmeye başladığımız andan itibaren asil organlar dediğimiz kalp ve beyin adına sağlıklı bir oksijen akışı için elinden geleni yapacaktır.
     
  9. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkınla Avcılık Teknikleri (Ördek Dalışı)


    Ördek dalışının önemi:
    [​IMG]

    Serbest dalış veya sualtı avı olsun her iki sporda da, oksijen kullanımının ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Nefesimizi tuttuğumuz andan itibaren, ciğerlerimize depoladığımız havanın içindeki oksijeni tüketmeye başlarız. Bu tüketimin hızı ve oranı tamami ile bizim hareket etme birçimimize göre değişir.

    Temel kural, kaslarımızı mümkün olduğu kadar az kullanmaktır Kaslarımız ne kadar az çalışırsa, oksijeni o kadar az tüketirler. Oksijen ihtiyacı minimum düzeyde olan bedenimizin dolaşım sistemi de aynı düzeyde çalışacaktır.

    Rahat bir beyin, düşük bir kalp ritmi ve bir balık gibi su ile bütünleşmiş bir beden.

    İşte size mükemmel bir tablo. Bu tabloyu oluşturabilirseniz, nefes tutma süreniz uzayacağı gibi, sualtı canlıları da sizi aynı ortamın bir varlığı gibi algılayacaklardır.

    Suyun havaya oranla çok daha yoğun olmasının hareket etme kabiliyetimiz açısından dezavantajları olduğu gibi avantajları da vardır. Bu avantajları doğru kullanmak gerekiyor.

    Temel prensip, suyla mücadele etmek yerine uyum göstermektir. Uyum göstermek için de suyun yoğunluğunu lehimize kullanmamız, kısaca mümkün olduğu kadar hidrodinamik olmamız gerekiyor.
    İneceğimiz derinlik ne olursa olsun, ilk metreleri geçmek için belirli bir fizik güç harcarız. Oksijenin ilk ciddi tüketimi bu safhada olur. Çok önemli olan bu safhada en az tüketim ile en fazla verimi alabilmenin yolu, iyi bir ördek dalışı tekniğinden geçiyor. Bu tekniğin temelini, su kuşlarının dalışları sırasındaki vücut hareketleri oluşturur.

    Dalış arkadaşınızın, bir sürü patırtı gürültü arasında etrafa sular sıçratırken oksijenini de ciddi boyutlarda tüketerek dalışa geçişini, bıyık altından tebessüm ederek seyretmişizdir. Aslında bu tekniği uygularken kendimizi de seyredebilsek, ortada pek de gülünecek şey olmadığını üzülerek farkederiz. Kolay gibi görünse de bu tekniği mükemmel uygulayabilmek için ciddiye alarak çalışmak gerekiyor.

    Kötü bir başlangıcın bize kaybettirdikleri oldukça çoktur. Öncelikle çıkardığımız gürültü, avlanma verimini yarıya düşürür. Gereksiz yere harcadığımız enerji ve tükkettiğimiz oksijeni de buna ilave edersek avlanmak hem balık vuramamaktan hem de yorulmak ve sıkılmaktan dolayı son derece keyifsiz bir hale dönüşür. Üstelik arkadaşlarınızla beraberseniz, biran önce bitse de çıksam gibi negatif düşüncelerle onların da keyfini kaçırırsınız.

    İyi bir tekniğe sahip olmak için öncelikle bir kaç püf noktasına değineyim.
    Antrenman yaparken kemerinize iki kilo ilave edin. Bu fazlalık, çıraklık döneminizde, denge sorunlarını ortadan kaldırdığı gibi, ilk metreyi geçip dik pozisyona geçmenize yardımcı olacaktır.

    Aynı şekilde, tamamen ağırlıksız denemeler yapın. Bu çalışma, kollarınızla suyu çekmenin ilk bir kaç metrede ne kadar faydalı olacağını gösterecektir.
    Dalışlarınızı mümkün olduğu kadar kıyılarda yapın. Bunun nedeni inişiniz sırasında, etrafınızdaki sabit bir yapı ile göz temasında olmanın getirdiği avantajlardır. İniş hızınız ve vücudunuzun pozisyonunu, etrafınıza bakarak hissedebilirsiniz.

    Çalışmalarınızı arkadaşınızla birlikte yapın. Birbirinizin hatalarını düzelterek vakit kazanırken, paylaşmanın da keyfini yaşarsınız. Gelelim işin tekniğine.
    Ördek dalışını tek veya iki bacağınızı da kaldırarak yapabilirsiniz. Sadece tek bacağı kaldırarak dalışı gerçekleştirmeyi, biraz daha beceri istemesine rağmen tavsiye ederim. Tek bacağı kaldırmak daha az efor gerektirir, daha az oksijen tüketir. Bir paletin suyun sathında yatay vaziyette durması, diğeri havada iken vücuda bir dayanak noktası teşkil eder. Bu pozisyon, özellikle vücudun tam dikey hale gelmesini kolaylaştıracağı için daha dengeli bir başlangıç sağlar. Havadaki paletin de yavaş ve sessizce suya girmesinden sonra dengeli ve sağlam palet vurmak yeterli olur.
    Tek bacağın kaldırılması ile yapılan ördek dalışının dezavantajı, iki bacağın suyun dışında iken daha ağır olması ve vücudu aşağı doğru daha çok itmesidir. Bu kaybı kollarımızın çekiş hareketi ile geri kazanacağız.

    Bu tekniği safhalara ayırarak görelim.

    * Satıhta durağan bir dinlenme ve gevşeme ile birlikte nefes alıp verme ve ciğerleri doldurma tekniklerini doğru olarak uygulayın. İneceğiniz noktayı belirleyin. Eğer akıntı varsa, inerken bu noktayı geçebileceğinizi hesap edin ve akıntıya göre poziyon alın.

    * Satıhta bir kaç paletle hareket sağladıktan sonra, belinizden itibaren 90 dereceyi sağlayacak bir kırılma yapın. Bu an çok öemlidir zira, satıhta iken dip yapısını görebilirken, dikey konuma gelen baş, arkanızdaki boşluğa döner. Konumunuzu belirleyecek herhangi bir şey göremiyebilirsiniz. Vücud dikey konumda iken, dip yapısını görmeye çalışmak, başın enseye doğru bir açı yapmasına neden olur. Bu poziyon hidrodinamiyi bozacağı gibi, karotidien sinüsleri sıkıştıracağı için stres duygusu yaratır. Ayakta dururken nasıl ileri bakıyorsanız, tersine inerken de başınız doğal yani ters olarak arkanızı görecek pozisyonda olmalıdır, İlk metreleri geçtikten sonra inişiniz rahatlarken vücud açısını da biraz değiştireceğiniz için, bakışlarınızı aşağıya çevirebilirsiniz.

    * Kollarınız bu kırılma esnasında, ineceğiniz yere yönlenmiştir. Paletlerinizden birini yukarı dikerken, diğerini satıhta tutarak destek alın.

    * Havaya kaldırılan tek bacağın ağırlığı sizi aşağı iterken, boşta kalan elinizle kendinizi aşağı çekin. Bu hareket, kurbağa stilindeki kol hareketi ile aynıdır. Bir kere yapılan çekme işleminin havadaki bacakla senkronize olması gerekir. Bu kombinasyonun uyumu ve kalitesi, aşılması fazla güç gerektiren ilk metreler için çok önemlidir.

    * Kolunuzu tek bir defa için güçlü bir şekilde kullanın. Frenzel veya valsalva yapıyorsanız bu eliniz işlevini tamamladıktan sonra kulak eşitleme için kullanılacaktır. Kol kasları, bacaklara oranla çok daha az oksijen tüketir. Dolayısı ile, dalışınızın kalitesi artar.

    * Her iki paletinde sathın altına süzülmesi ile, palet vurmaya başlayabilirsiniz.

    Dalışın ilk metrelerinde, vücudunuzun pozisyonu, inişinizi etkiler. Dalışa açı veya yan pozisyonla başlamışsanız, düzelmek için fazladan birkaç palet ve kol hareketi gerekecektir. Bu nedenle satıhta hazır olduktan sonra acele etmeden kendinizi dışarıdan seyretmeye konsantre olarak dalışa geçin.

    Su içindeki hareketlerinizi, inişinizden itibaren üçüncü bir gözle bakıyormuşçasına görmeye çalışın ve bunu bir disiplin haline getirin.

    Bu alışkanlık size dalış kaliteniz hakkında sürekli veri taşır. Sualtında iki temel duyunuz olan görme ve duyma, bu verilerin toplanmasında rol oynayacaktır. Avlandığınız merada etrafı dikkatle gözlemlerken, nesnelere uzaklığınız, pozisyonunuz, hızınız ve yönünüz konusunda da veri alırsınız. Diğer yandan, suya ne kadar direnç gösterirseniz o kadar gürültü yaparsınız. Bu verilerin her zaman farkında ve uyanık olun. Zaman içinde üçüncü gözünüzle kendinizi seyrediyor ve hatalarınızı minimuma indiriyor olacaksınız.
     
  10. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Zıpkınla Avcılık Teknikleri - Atıştan hemen sonra

    Tetiği çektiğiniz o adrenalin dolu an, tüm bilgi, tecrübe ve emeğinizin iyi veya kötü sonuçlandığı saniye ile sınırlıdır. Avı görmek, yaklaşmak ve tetiği çekme kararının parmağınıza iletildiği andan sonra, avlanma duygusunun yaptığı pik bir kaç saniye daha sürer ve düşüşe geçer. Avınız şişin ucundadır ve ondan sonraki saniyeler içinde çabuk, doğru ve sağduyulu karar vermek gerekir.

    Tüm sualtı avcılığı sürecinin içinde çok kısa süreye sığsa da, atış yapmanın önemini bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Bu yazıda konu ile ilgili yanlış ve doğrulara bir kaç öneri ve püf noktasına değinerek yer verdim.

    Tetiğin istinat ayarı varsa, biraz ilerde olmasına dikkat edin. Parmağınızı değdirdiğiniz anda boşalan tetik, avın kaçması, şişin zedelenmesi gibi istenmeyen olaylara ve kazalara da neden olur. Çok geride olan tetik ise, size zaman kaybettirir. İstinat ayarını bir kez yaptıktan sonra değiştirmeyin.

    Diğer avlanma tekniklerine göre, tetiği çekmeden önce en çok taşaltı tekniğinde düşünmemiz gerekir. Başaşağı pozisyonda üstelik biraz da sıkışmış isek, tetik çekmek için sabırsızlanırız. Ancak taşın içine bakarken, bir veya daha fazla balığın varlığı, hangisini vuracağınız, başka çıkışların olup olmadığı, atış açısına göre şişin sıkışma olasılığı gibi tetik çekme kararını etkileyecek bir çok parametrenin önce analizini yapmanız gerekir.

    Büyük bir balık daha dikkatli ve düşünerek atış yapmayı hakkeder. Böyle bir avla karşılaştığınızda, onu ele geçireceğinizden emin olmadan tetiği çekmeyin. Zor da olsa böyle bir disipline ulaşmak, daha büyük ve kaliteli trofelerin avını getirir.

    Gerçek anlamda nişan almak yani, kol ileriye uzatılmış pozisyonda yüzümüz kabzanın tam arkasında gizli tüfek boyunca bakarak atış yapmak çoğunlukla uzak atışların yapıldığı agaşon tekniğinde uygulanır.

    Birden fazla balığın yoğunluğunda tek atışta iki av yapabilmek için, öndeki tek bir balığa konsantre olun ve diğer birinin nişan aldığınız balığın hizasına gelmesini bekleyin. Genellikle yapılan hata, öndeki yerine arka plandaki balığa nişan almaktır. Bu durumda öndekini kaçırmanın yanısıra arkadakini de yaralı bırakma ihtimali artar.

    Ne kadar çok atış yaparsanız, tecrübeniz ve isabet oranınız da o denli artar. Bu prensip tabi ki doğrudur ancak, dikkatsizce ve gelişigüzel yapılan atışlar, aksine isabet disiplinini bozar.

    Agaşonda üstünüze doğru gelen balığa ne zaman ve ne pozisyonda atış yapacağınız çok önemlidir. Dik açı ile size gelen balığın yan vermesini beklemek bazen tatsız sürprizler yapar. Balığın ne tarafa döneceğini kestirmek çok zordur, üstelik yön değiştiren avınız, sizin hareket etmenizden de huylanarak sürratlenebilir. İyi nişan almak şartı ile, gelişine atış yapmak çoğunlukla iyi sonuç verir. Sese çok hızlı reaksiyon veren balık hemen dönecektir, genellikle de aradaki mesafeye göre, şiş kafaya yakın yanlara isabet eder.

    Uzak atışlarda şiş parabolik bir hat çizer. Hedefin biraz üzerine atış yapmakla isabet şansınızı arttırırsınız. Şiş balistiği, kullandığınız malzemelere göre değişir. En iyisi, sığ bir kumlukta dibe sabitleyeceğiniz hedeflere deneme atışları yapmaktır. Bu yöntemle tüfeğinizin farklı mesafelerdeki performansını öğrenmiş olursunuz.

    Kule tekniğinde, avınıza mümkün olduğu kadar yaklaşın. Belirli bir mesafeye kadar gelebilmiş iseniz ve avınız hala sakin ise, tekniğiniz iyi demektir. Kule tekniğinde arada kalan mesafeyi tahmin etmek oldukça zordur. Garantili bir atış için mümkün olduğu kadar yaklaşmaya devam edin.

    Kalabalık bir sürü bile olsa, tek bir hedef seçin ve ona konsantre olun.

    Uzun bir agaşondan sonra, vurduğunuz balığı almak limitlerinizi zorlamanızı gerektirebilir. Emniyetinizi her zaman ön planda tutun. Böyle bir durumda, makarayı sağarak çıkın. Avınızın yırtıp kaçması risk almanıza kesinlikle değmez.

    Olması gerektiği halde, makarasız daldınız ve gözardı edemeyeceğiniz boyda bir sinariti kötü yerinden vurdunuz. Çekiştirerek satha çıkmak büyük ihtimalle avınızın yırtılarak kaçması ile sonuçlanır. Avlandığınız yer fazla derin değilse, tüfeği bırakın. Sinarit genellikle sığınacak bir kovuk, çatlak, plakalık veya eriştelik arayacaktır. Takip ederek yerini belirleyin ve ikinci bir atış için tekrar inin. Başarı şansınız artar.

    Vurulan balığı şiş üzerinde bloke edebilmek için, bir elinizle şişi tutarken diğeri ile de balığı kelebeğe doğru sıkıştırın.

    Avınızı şişten çıkarmadan önce öldürün. Çok iyi bir atışla balığı söndürmüş bile olsanız güvenmeyin. Son bir refleks tepki ile elinizden kaçırabilirsiniz.

    Yırtılacak kadar kötü bir isabet almışsa, mümkün olduğu kadar çabuk balığı yakalayın. Şişi sıkıca tutmak, balığın yırtılmasını kolaylaştırır.

    Mümkün olan her fırsatta makara kullanın. Riskleri azaltacağınız gibi güven ve konfor sağlarsınız.
     
  11. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    MASKELER VE BUĞU PROBLEMLERİ

    MASKELER

    Suyun kırlıma indisi farklı olduğu için sualtında çıplak gözle baktığımızda cisimleri net göremeyiz. Gözümüzün normal işlevini yapabilmesi için gerekli olan doğal ortamın yani bir hava odacığının sağlanması görevini yapan ekipmana maske adı verilir.

    Maskeler farklı boy ve kalıplarda üretilirler. Bunun sebebi milyonlarca farklı yüz şeklinin olması ve birisinin yüzüne çok iyi oturan bir maskenin diğerinin yüzüne oturmamasıdır.
    Maske seçerken ve denerken belli kriterler vardır. Doğru seçim yapmak için önce bir maskenin nasıl olması gerektiğine ayrıntılarıyla bakmakta fayda vardır.


    MASKENİN BÖLÜMLERİ:

    1. ETEK

    2. ÇERÇEVE

    3. CAM

    4. KAYIŞ VE TOKALAR


    1. MASKE ETEĞİ

    Maske eteği, oküler orbitin (göz çukuru) dışından dolaşarak burnu da içine alan ve yüzün şekline uyumlu esnek maddelerden imal edilen kısımdır.

    80li yılların sonuna kadar kauçuk ve türevi günümüzde ise silikon materyallerden imal edilen etek kısmı, maskenin en önemli bölümüdür. Zira eğer etek kısmı yüzümüze oturmuyorsa maske su alır ve işlevini yerine getiremez.
    İlk icat edildiği günden bu güne kadar şekil itibariyle belki de en az geliştirilebilen kısım etek kısmıdır. Çünkü insan yüzü her ne kadar farklı şekillerde olsa da maske görevi itibariyle yüzün belli bir kısmını kaplamak zorundadır ve bunun üzerinde çok fazla oynama yapılamaz.

    Etek burnu içine alır çünkü dalış esnasında artan basınca göre maskenin içindeki basınç etkisiyle hacmen azalan havayı burundan üfleyerek tamamlamak yani maskenin içindeki ve dışarıdaki basıncı birbirine eşitlemek gerekir. Bunu yapmazsak maskenin içinde azalan basınç karşısında gözün ağ tabakasında bulunan damarlardaki kan basıncı, damar çeperini zorlayarak dışarı sızar ve gözde kanlanma olur.

    Scuba dalışlarda solunan hava tüp vasıtasıyla sırtta taşındığı için bu işlem dalış performansını etkilemez. Fakat nefesli dalışlarda her saniye altın değerinde olduğu için maske hacminin büyüklüğü ve küçüklüğüne göre negatif ve pozitif etkileri olacaktır. Maske hacmi ne kadar küçükse basınç eşitlemesi için o kadar az hava harcanacak ve dip süresi az da olsa artacaktır. Aksi gibi büyük hacimli bir maskeyi eşitlemek için de fazla hava harcanacak ve dip süremiz negatif yönde etkilenecektir.

    Günümüzde etek kısmının imalatında en çok kullanılan ve dalıcıların en çok tercih ettiği materyal silikondur. Silikon hem uzun ömürlü hem de aynı modelin farklı yüzlere rahatça oturmasını sağlayacak şekilde yüzü kavrayabilen bir maddedir.

    Silikon; siyah, şeffaf veya gri renklerde olabilir. Konumuz serbest dalış olduğuna göre tercihimiz siyah silikondan yana olmalıdır.

    Eğer şeffaf silikon eteğe sahip bir maske kullanıyorsak yüzeyde gezerken veya sığlık yerlerde dalış yaparken bu kısımdan yansıyan güneş ışığı, aynı bir diyafram gibi çalışan gözbebeğinin kendisini kısmasına yol açacak ve görüşte azalma yaşanacaktır. Aynı şekilde şeffaf etek kısmından geçen ışık camdan gözümüze yansıyacak ve yine görüşü olumsuz etkileyecektir.


    2. ÇERÇEVE

    Çerçeve maskenin tüm parçalarını üzerinde taşıyan ana kasa vazifesini gören kısmıdır. Genelde metal, plastik veya her iki hammaddenin bir arada kullanılmasıyla yapılır fakat günümüzde çerçevesiz maskeler de imal edilmektedir. Bunlara aşağıda ayrıntılarıyla değineceğim.

    Çerçeve kısmının farklı ihtiyaçlara göre dizayn edilmiş çeşitleri bulunmaktadır. Maskenin tek, çift veya daha fazla camlı olması veya geniş camlara sahip olmasını sağlayan bu farklı dizaynlardır. Aynı şekilde maskenin etek kısmı yüze oturduğu halde çerçevenin etek üzerinden rahatsız etmesi veya aksi durumlarda bu tasarılara bağlıdır.

    Çerçeveye eteğin ne şekilde oturtulduğu maskenin iç hacmini ve buna bağlı olarak görüş açısının genişliğini de etkiler.


    3. CAM

    Maskenin, göze doğal ortamını sağlayan ve sualtında görüşü sağlayan ekipman olduğunu belirtmiştim. Cam kısmı da sualtına açılan penceremizdir.

    Cam diyorum fakat bu kısmın camdan yapılmayan modelleri de bulunmaktadır. Pleksiglas ve türevleri de maske camında kullanılan diğer materyallerdir.

    Maske camı tempered yani fırınlanmış cam veya pleksiglas olabilir. Tempered cam pek çoklarının yanlış bildiği gibi basınca dayanıklı cam demek değildir. Fırınlama işlemi herhangi bir kaza sonucu kırılabilecek yapıda olan camın kırıldığı zaman dalıcıya zarar vermeyecek şekilde keskin kenarları olmadan dağılmasını sağlar. Bununla bağlantılı olarak; Pleksiglas türevi materyaller camdan daha esnek olduğu için tercih edilmektedir.

    Cam farklı renk ve şekillerde olabilir. Zıpkınla balık avında reflekte camlı maskeler kullanılmaktadır. Bu özellikteki camlar avın, avcının tehditkar bakışlarını görmesini engelleyerek ürkmemesini sağlar.

    Görme kusuru olanlar için optik maske camları da; 0,50 derece artışla miyop ve hipermetrop için imal edilmektedir. 0,50 derece artmasının sebebi ise suyun objeleri daha büyük ve yakın göstermesidir. Astigmat için cam yapılmamakla beraber suyun kırılma indisi belli bir dereceye kadar bu kusuru tolere etmektedir.


    4. KAYIŞ VE TOKALAR

    Kayış ve tokalar başımızın arkasından dolaşarak maskeyi yüzümüzde tutmaya yarayan parçalardır.
    Maske seçerken kayışının maske eteği ile aynı materyalden yapılmış olmasına dikkat edin. Zira etek kısmı çok kaliteli materyalden imal edilmişken, kayışı daha zayıf materyallerden imal edilmiş bir maske kısa bir süre sonra masraf çıkarabilir.

    Kayışların üzerine geçirilebilen veya doğrudan kayış olarak kullanılabilen neopren maske kayışları da bulunmaktadır. Bu kayışlar başın arkasını daha iyi sararak başlıksız yapılan dalışlarda bu bölümü soğuktan korumaya ve özellikle uzun saçlı dalıcılarda silikon ve türevi elastiki maddelerde oluşan dolaşmaları engeller.

    Toka kısımları da olabildiğince rahat ayarlanabilecek şekilde fakat karmaşık yapıda olmamalıdır. Toka kilit sistemleri, genelde sadece kayışın ucunu çektiğiniz zaman rahat çalışan ve gevşetmek istediğiniz zaman ekstra bir düğme veya tırnağı kullanarak bu işlemi gerçekleştirebileceğiniz yapıdadırlar.
    Tokaların çerçeveye oturduğu kısımların oynar olması rahat kullanım için avantaj olacaktır.

    Ayrıca çerçeve ile farklı maddeden yapılmış tokalar farklı maddelerin birbirini aşındırabileceği düşünülerek tercih edilmemelidir.

    Maskelerin genel parçalarına kısaca geçtikten sonra geniş görüşle ilgili biraz bilgi vermekte fayda var.

    Maskenin iç hacmi ne kadar ufaksa yüze o kadar yakın demektir. Ve bu yakınlıkta görüş açısını genişletir.
    Geleneksel maskelerde en küçük iç hacim çift camlı maskelerde bulunur. Burada çift cam ile ilgili sürekli yapılan bir yanlışa da değinmek gerekiyor. Çift camlı maske normal pencere camları gibi arka arkaya iki cam olan maskeler değildir. Yekpare bir cam yerine iki göz için ayrı bölümlere sahip modellere çift camlı maske denir.

    Yapı itibariyle çift camlı maskeler daha küçük iç hacim ve buna bağlı olarak daha geniş görüş açısına sahiptir.

    Çerçeve kısmında adı geçen çerçevesiz maskeler bu konuda dalışın geldiği son noktadır. Yukarıda 4 bölümden oluştuğunu söylediğimiz geleneksel maskelerin aksine bu modellerde çerçeve kısmı yoktur. Silikon etek doğrudan cam üzerine sabitlenerek çerçevenin kapladığı hacim yokedilmiş ve maske yüze en yakın pozisyona gelmiştir. Bu yakınlaşma sayesinde iç hacim de ufalmış ve maske eşitlemek için minimum hava gerekir hale gelmiştir.

    Hatta tek camlı bir maskeyi bile nefesli dalışta kullanabilmek mümkün hale gelmiştir.

    BUĞU PROBLEMİ

    Maskelerde oluşan en büyük problem özellikle ilk alındığında aşırı buğu yapmasıdır.

    Buğunun oluşmasının sebebi sıcaklık farkıdır.

    Maske ilk alındığında daha parlak görünmesini sağlayan özel bir cila ile kaplıdır. Maske bu madde sebebiyle ilk zamanlarda aşırı buğu yapar.

    Bu madde yağ bazlı olduğu için yağ çözücülerle temizlenmesi gerekmektedir.

    Bulaşık deterjanı, diş macunu gibi maddeler bir kereye mahsus kullanılmak üzere bunu temizleyebilir.
    Daha sonrasında ise buğunun oluşmaması için gerekli şartları sağlamak yeterli olacaktır.

    Deniz kenarına gelindiğinde maskenin camına henüz kuruyken tükürük, elma-patates kabuğu, antifog maddelerden sürülür.

    Bu maddeler ince bir film tabakası yaratacağı için ısı alışverişini kesecek ve buğuyu engelleyecektir.
    Bu maddeler camın heryerine parmakla yayıldıktan sonra maskeyi suya bırakarak su ile aynı sıcaklığa gelmesi sağlanır.
    Maske yüze takılmadan hemen önce yüz bolca deniz suyuyla ıslatılarak yıkanır.

    Deniz, yüz ve maske aynı sıcaklıkta olduğu için buğuyu oluşturacak şartlar ortadan kaldırılmış olacaktır.
    Buğu yapmayan maskeler var mıdır sorusuyla sürekli karşılaşıyoruz. Böyle maskeler vardır fakat vizör kısmı plastik veya benzeri materyallerden yapıldığı için buğu yapmamaktadır.

    Eski kauçuk maskelerde buğu konusunda daha randımanlıdır şahsi kanaatim, bu durum kauçuğun ısı alışverişinin silikondan daha uzun bir süre gerektirmesine bağlı bir avantajdır.
     
    Son düzenleme: 5 Haziran 2014
  12. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    PALETLER:

    Sualtında kütlesel itiş için gerekli olan gücü sağlayan, değişik şekil ve modellerde farklı materyallerden imal edilen ekipmana palet dendiğini hepimiz biliyoruz.
    Paletler hidrodinami kurallarını kullanarak ve hareketi insan gücü ile sağlanan görünüşte basit fakat aslında oldukça komplike ekipmanlardır.
    Paletlerin üzerindeki her bir kıvrım, kanal, oluk farklı hidrodinamik devinimleri farklı amaçlara uygulamak için tasarlanmıştır.

    Sualtında palet sallamak karada koşarak merdiven çıkmaya eşittir. Bu da dalışın kondisyon gerektirdiği ve palet seçiminin de amaca uygun yapılmadığı takdirde alınabilecek keyfin, acıya hatta kahra dönüşebileceğini gösterir.



    Nefesli dalışlarda kullanılan paletlerde oluk veya kanal olmamasının asıl nedeni güçlü itiş yerine sürate ihtiyacımız oluşudur. Mümkün olduğunca düz bir yüzey; suyun pala üzerinden çok fazla güç harcamadan doğrusal bir şekilde ilerlemesine ve buna bağlı olarak dalıcının hızlı bir şekilde hareket etmesine olanak sağlar.

    Palanın üzerinde kanalların olması suyun, yüzey üzerinde daha çok tutunmasını ve ilerlemek için gerekli hareketi başlatırken daha fazla güç harcanmasına sebebiyet verir. Her bir palet çırpışı yeni bir adım sayıldığına göre bu da yorucu ve güç isteyen bir aktivite anlamına gelir.

    Oluk olması ise daha rahat palet sallamak fakat sürat yerine yük taşımak için gerekli olan güçlü itişin oluşmasını sağlar.
    Bunun biraz kafa karıştırıcı olduğunu varsayarak konuyu biraz daha açmakta fayda var.

    Kiloca ağır bir kütleyi bir yerden diğer bir yere götürürken ihtiyacımız olan şey güçlü itiştir. Oluklu paletlerde boşluklardan geçen su palanın arkasında bir anafor yaratarak ekstra bir itiş gücü vermektedir; fakat bu itki, hidrodinamik çalkantıyı arttırdığı için sürati kesmekte ve yavaş fakat torku fazla bir akım ortaya çıkarmaktadır. Bunu daha da basite indirgersek torkun harcandığı yer taşıdığımız ekstra yüke gitmektedir. Yani oluklu paletler ile serbest dalsak da elimizde 100 kg. lık bir yük taşısak da bizi aynı süratte götürür.

    Düz yüzeyli paletler ise, başımız veya elimizle başlattığımız suyu yarma hareketini mümkün olduğunca doğal hareketi kesmeden devam etmemizi sağladıkları için süratli bir yüzüş imkanı verirler.

    Bu yarma hareketini de paletlerin başlattığı ve/veya devam ettirdiği düşünülürse hidrodinami kurallarını birazcık da olsa bilmenin; dalışın daha performanslı hale gelmesinde ve bununla doğru orantılı olarak da alacağımızın keyfin artmasında büyük payı vardır.

    Konumuz nefesli dalış olduğuna göre yukarıdaki kısa bilgiler ışığında; asıl bizi ilgilendirenin düz yüzeyli palaya sahip paletler olduğunu söyleyebiliriz.

    Düz yüzeyli palalarda farklı malzemelerin kullanma sebeplerine gelmeden önce arkası açık mı kapalı mı, yani çorapla ( tabansız patik) mı, patikle (tabanlı patik) mi giyme konusunu biraz açalım.


    ARKASI AÇIK VE KAPALI PALETLER:

    10 m ve daha derin sulara dalan avcılar hızlı iniş ve çıkışı, dip süresini arttırmak isteğiyle önemsedikleri için hidrodinamiyi bozmayan yani suyu yararken direnç yaratmayan çıkıntıların olmamasına özen gösterirler.

    Arkası açık paleti patikle giyeceğimiz için patiğin, ayakkabı kısmının ve tokaların suya direnç gösteren kısımları hidrodinamimizi bozacaktır. Palet çırpışımızdaki direnç çok önemsenmeyecek bir miktar olmasına rağmen geri çekişte açık alanın tuttuğu su miktarı hem palet çırpmadaki hem de suyu yarmada karşılaşılan direnci arttıracaktır.

    Buna ek olarak, paletlerin ayakkabı kısmının ve ayağımızın arasındaki her bir kalınlık gücü aktarmada negatif bir etkiye sahip olduğu için hiçbir arkası açık palet kapalı paletler kadar randımanlı olamaz (sadece nefesli dalış için). Fakat sığ sularda karadan girilerek yapılan dalışlarda; sert tabanlı bir patiğin karada hareket serbestisi getirmesi ve uzun mesafeli yürüyüşlerin rahatlıkla yapılabilmesi gibi avantajları da göz ardı edilmemelidir.


    PALA MALZEMELERİ:

    Standart olarak pek çok marka; termoplastik ve türevi materyalden palalar imal etmektedir.

    Termoplastik materyalden imal edilmiş palalı paletler; hem daha ucuz teknolojiyle işlenebilmesi hem de hammadde olarak daha ucuz olması sebebiyle pazarda kolaylıkla ve alternatifleriyle bulunabilirler. Termoplastik palalı paletler farklı dalış türlerine göre (kıyı, tekne , sığ su, derin su dalışı vs.) farklı kalınlıklarda, farklı boylarda olabilir. Avantajı, ucuz olması ve başlangıçta amaçlar belirlenene kadar belki de daha uzun sürelerde kullanılmaya olanak vermesidir.

    Karbon materyalden imal edilmiş palaya sahip paletler, hammaddenin özelliği ve farklı dokuma şekillerine göre en iyi performansı veren türdür. Fakat bu performansının yanında bazı modellerde rahatsız edici seviyelere varan ses çıkarma özelliği de bu tiplerin eksi hanesinde durmaktadır. Karbon materyalin kırılgan olmasının getireceği en büyük dezavantaj ise kıyıdan girişlerde bu paletleri kullanmanın hemen hemen imkansız oluşudur. Zaten sadece kıyı avı yapıyor ve 15 metreden daha derine inmiyorsanız, derinlik/performans doğru orantısına göre karbon bir palete ihtiyacınız yok demektir. Fakat açıktan tekne veya bot yardımı ile 20 metre ve daha derinlere iniyorsanız karbon palalı paletler ilk tercihiniz olmalıdır.

    Farklı materyalleri birbirine karıştırarak yapılan Kompozit palalı paletler performans olarak % 20 ile % 40 gibi daha düşük bir performansla karbon modellerin takipçisidir. Fiyat olarak ise Termoplastik palalı paletlerden % 20-30 gibi fiyat farkı da bu modelleri cazip hale getirmektedir. Fakat aynı karbon paletlerde olduğu gibi ses çıkarma özelliği bu paletin en büyük dezavantajıdır. Fakat karbondan daha dirayetli oluşu hem kıyıdan girerek yapılan dalışlarda kullanılmasını, performans olarak karbona yakın oluşu da derin sulara yapılan dalışlar için tercih edilebilir olmasını sağlar.


    DEĞİŞEBİLİR VE SABİT PALALI PALETLER

    Profesyonel Paletlerin genelinde; ayak cebi, farklı amaçlar için kullanılabilecek ve yukarıda genel özelliklerini tanımladığım palaları kullanabilecek biçimde ayrı bir parça olarak imal edilir.

    Birkaç vida ile ayak cebine tutturulabilen palaların bazıları çok kolay değiştirilebilirken bazıları da profesyonel servis elemanlarınca değiştirilmelidir.

    Profesyonel manada avcılık sporu ile uğraşılıyor ise farklı meralarda farklı palet ihtiyacı aşikardır.

    Kıyı avı yapılan ve sığ sularda çalışılırken mukavemeti yüksek bir palaya sahip palet kullanılması gerekirken, derin suya yapılan dalışlarda performans daha öne çıkar.

    Hatta farklı derinliklerde yüksek performanslı materyalden imal paletlerin farklı kalınlıkları ve sertlik derecelerine ihtiyaç duyulabilir.

    Palet seçimini yaparken bu kriterleri dikkate almakta fayda vardır.

    Farklı paletler alıp ekstra masrafa girmektense palası değişebilir bir palet alıp, ayak cebine uyumlu farklı palalar tercih edilebilir.

    Palanın kırılma riskini göz önünde bulundurarak palanın değişebilir olmasının herhangi bir hasar durumunda avantaj sağladığını da artı bir madde olarak belirtmeliyim.

    Sadece profesyonel kullanıcılara yapmış olduğum bu öneriyi ülkemizde nasıl gerçekleştiririz o da ayrı bir mesele tabii.
    Çünkü iş yedek parçaya veya sadece palaya kaldığında ayak cebini ve palayı ayrı ayrı almak bütün bir palet almaktan daha pahalıya mal olabiliyor.

    Burada da sabit palalı paletlerin avantajıyla karşılaşıyoruz.
    Sabit palalı paletler palası değişebilen paletlerden daha ucuza hatta sadece pala fiyatına eşit değerlerde alınabiliyor.
    Yazının başlarında kısaca açıkladığım hidrodinami kurallarını palası değişebilen paletlerden daha iyi uyguladığını da yeri gelmişken belirteyim.Zira bütünleşmiş bir model ayrı parçalardan oluşan bir modele göre; gerek güç aktarımı gerekse de itiş gücü olarak daha performanslıdır.

    Fakat bu modeller, daha çok 15 metreyi geçmeyecek şekilde ve kıyıdan dalış yapan başlangıç ve orta seviyeli avcılar için tavsiye edilebilir.


    BOYLAR VE SERTLİK DERECELERİ

    Ülkemizin avcı nüfusunun % 80i kıyı avcılarından oluşmaktadır. Yani karadan yürüyerek suya giren ve belli mesafeleri yüzerek birbirinden uzak meralarda av yapan avcıların oluşturduğu çoğunluktan bahsediyorum.
    Bu işi bilsin bilmesin herkes yeni başlayanların aklına, uzun palanın şart olduğunu sokmaya çalışır.

    Halbuki uzun mesafe yüzüşlerinde; orta boy bir paletle, uzun palalı bir paletin bize sarf ettireceği eforun yarısını harcayarak daha keyifli dalışlar yapabiliriz.

    Uzun palalı paletlerin çıkış amacı, yazının başlarında da belirttiğim gibi hidrodinami kuralları çerçevesinde hızlı çıkış ve inişi sağlayarak dip süresini arttırmaktır.

    Fakat kıyıdan suya girerek, sığlık yerlerde av yapıp uzun mesafelerde yüzüyor iseniz orta boy palalı bir palet ilk tercihiniz olmalıdır.

    Asıl hedefimizin kişilere değil genele yönelik bir, “amaca uygun malzeme” alımında rehber hazırlamak olduğunu tekrar ederek devam edelim.

    Farklı palet sallama tekniklerini bilmeyen ve başlangıcı en ekonomik şekilde yapmaya çalışan dalıcı adaylarına tavsiyem orta boy palalı bir paletle bu işe başlamalarıdır.

    Yukarıdaki tavsiyelerle de birleştirirsek; palası değişmeyen, orta boy, termoplastik palalı bir palet başlangıç için en ideal ve ekonomik çözümdür.

    Bu palet kıyıdan girişlere ve uzun mesafe yüzmeye uygun, 10 metreye kadar rahat dalış olanağı sağlayan, çarpmaya/
    darbeye karşı mukavim olması sebebiyle ilk tercihiniz olmalıdır.


    Uzun palalı paletlerle yüzülmez mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Palet ne kadar uzun olursa, yüzeye yakın yerlerde kontrol etmek zorlaşır ve farklı palet sallama tekniklerini bilmeyenler için gürültülü ve yorucu bir yüzüş anlamına gelir.

    Suyun üzerinde yaptığınız her yabancı ses de balıkların sizden uzaklaşmasına yol açar.

    Farklı teknikleri kullanarak yapılan uzun mesafeli yüzüşlerde kullanılan uzun paletler ise nispeten daha yumuşak veya ince palalı yani direnci düşük paletlerdir.

    Bunu da açmak gerekirse:

    Termoplastik palalı paletlerin direnç ayarları, farklı kalınlıklarda yapılıyor olmasından kaynaklanır. Genelde 2 mm ile 4 mm arasında kalınlıklarda üretilen bu paletlerin, aynı pala üzerindeki farklı bölgelerde değişik kalınlıklar uygulanarak da direnç arttırılıp azaltılabilir. Bu genelde kalından başlayıp uca doğru incelen bir yapı olarak göze çarpsa da en uç noktanın kalın olduğu palalar da (son andaki su tahliyesinden faydalanmak amacıyla) üretilmektedir.
    Karbon palalarda ise kullanılan hammaddenin özelliği veya değişik dokuma şekilleri paletin sertlik derecesini belirler.
    Kompozit modellerde de farklı karışımlar kullanılarak palanın direnci arttırılır veya azaltılır. Kompozit palalı bazı paletlerde de aynı özellikteki maddeler katmanlar şeklinde basılırken baştan uca doğru katman sayısı azaltılarak direnç ayarlaması işlemi de uygulanmaktadır.

    Paletlerin performansını etkileyen önemli özelliklerden bir diğeri ise palanın kendisini geri toplama hareketi, diğer bir deyişle refleksidir.

    Bu, paletin sallanırken değil geri çekerken kendini ne kadar hızlı ve stabil toplamasıyla ilgilidir.

    İlk vuruş hareketini başlatan kaslarımız yeterince güçlüdür. Fakat geri çekiş hareketini yapan kaslarımız daha zayıf kalmaktadır. Bu yüzden paletin refleksinin güçlü olması harcanan eforun minimuma düşmesini sağlar.

    Lakin palanın refleksinin çok sert olması da yaratacağı vibrasyon yüzünden stabiliteyi bozmasına sebep olacak ve yeniden vuruş hareketine geçerken su ve güç kaybına neden olacaktır.

    Bunu, paletinizi vuruş istikametinde esnetip birden bırakarak test edebilir ve anlayabilirsiniz.

    Hazırladığım şemanın, yaptığınız dalış türlerine göre hangi paleti seçeceğinize karar vermeniz konusunda yardımcı olacağını ümit ediyorum.


    [​IMG]
     
  13. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    KULAK EŞİTLEMEK

    Kulak eşitlemek, sualtına inmenin en önemli, safhalarından biridir. Bu konuda yanlış ve eksik bilgi ile hareket etmek, duyma kayıpları, ve kalıcı sakatlanmalar gibi ciddi bedellerin ödenmesine neden olabilir. Sualtına gönülden bağlı bir insanın, yanlış veya eksik bilgi sonucu kendini sakatlayıp ömür boyu bu güzel spordan mahrum kalması çok acıdır. Bu nedenle, kulak eşitleme konusunu çok iyi hazmedip, uygulamak gerekir.

    Kulak eşitlemenin çok değişik metodları var. Bu metodları kolaydan zora doğru sıralamak mümkün, ancak, bir noktadan sonra, devreye, kişinin fizyolojik özellikleri de girdiği için, bütün tekniklerin herkes tarafından garanti ile uygulanma şansı yok. Üst solunum yollarının yapısı, östaki kanalının dar veya geniş olması, kas yapısı vs. gibi doğuştan gelen avantajlar, bazı kulak eşitleme yöntemlerinin başarılmasında büyük rol oynuyor. Bu nedenle konumuz herkes tarafından başarı ile uygulanabilen yöntemleri kapsıyor.

    Antonio Valsalva 1700 lerde ilk defa kulak eşitlemeyi; burnun kapatıldıktan sonra, ciğerlerin, diyaframın kasılması ile sıkıştırılarak, burun boşluğuna hava basıncı uygulanması olarak tanımladı.

    Bu yöntemde prensip, östaki yolu ile, orta kulağa belirli bir hava basıncı ulaştırmaktır. Kolay bir yöntemdir ve üst solunum yollarında problem olmayan herkes tarafından başarı ile uygulanabilir.

    Ancak Valsalva yönteminin belirli sakıncaları olduğu da bir gerçek. Öncelikle, derinliğin artması ile dış basınca maruz kalan ve yavaşça içeri çökmeye başlayan kulak zarına, ciğerlerden gelen ani ve kontrolsüz bir karşı basınç ugulamak, kulak zarı üzerinde darbe etkisi yapar. Bu darbe nedeni ile oluşabilecek mikrolezyonlar, enfeksyon riskine açıktır, ayrıca zaman içinde, duyma hassasiyetinde azalmalar oluşur. Eşitleme işlemi için diyaframın kullanılması, belirli bir efor gerektirir. Diyafram kası oldukça büyüktür ve oksijen tüketir. Sualtında iken çok ekonomik kullanılması gereken oksijenin çabuk tüketilmesine neden olur.

    Eşitleme işleminin en az bir kaç kez yapıldığı düşünülürse, uygulanan efor sonucu, toplardamarların daralması ve kalbe dönüş debisinin düşerek kan basıncının da düşmesine neden olması sonucu, göz kararması, tünel görüşü, baş dönmesi gibi hiç istenmeyen durumlar ortaya çıkar.


    Sonuç olarak Valsalva yöntemi kesinlikle iş görse de, uygulanmasındaki dezavantajları nedeni ile pek tavsiye edilmez. Aynı prensiplere dayanan ancak, östaki yoluna uygulanacak hava basıncını farklı bir yöntemle elde eden Frenzel Tekniği, çok daha sağlıklı bir yöntemdir ve herkes tarafından başarılı olarak uygulanabilir.

    Herman Frenzel ikinci dünya savaşında, Alman Hava Kuvvetleri'nde savaş pilotu olarak görev almıştır. O dönemin teknik imkanları dahilinde, kabin içi basıncının, günümüz yolcu uçaklarındaki gibi mükemmel ayarlanamadığı uçaklarla, çok ani dalışların yapıldığı manevralarda kulak eşitlemek gerekiyordu. Frenzel, kendi adı ile anılacak olan bu tekniği bularak literatüre geçirmiştir.


    Frenzel tekniği

    Ciğerlere giden kanala nefes borusu diyoruz. Bu borunun girişi, epiglottis tarafından kapatılıp açılabilir.

    Mideye giden kanala, yemek borusu diyoruz. Bu borunun girişi, açık veya kapalı olabilir, ancak yutkunma işlemi haricinde her zaman kapalıdır.

    Ciğerlerimize giren veya ciğerlerimizden çıkan havanın yönlendirilmesi, küçük dilimiz ile yapılır. Eğer küçük dilimiz nötr pozisyonda ise, hava her iki yoldan, yani hem burnumuzdan hem de ağzımızdan çıkabilir veya girebilir. Diğer bir anlatımla, hem burnumuzdan, hem ağzımızdan, aynı andan nefes alabilir veya verebiliriz.

    Küçük dil kalkık pozisyona getirilirse, burun boşluğu arkadan kapatıldığı için, hava sadece ağzımızdan girip çıkabilir.

    Küçük dil, düşük pozisyona getirilirse, ağız boşluğu arkadan kapatıldığı için, bu defa, hava sadece burnumuzdan girip çıkacaktır.

    Östaki kanallarının ağızları, arka burun boşluğuna açılır. Kulak eşitleme işleminin anahtarı, havayı bu kanallara girmeye zorlamaktan ibarettir.

    Burun baş ve işaret parmağı ile kapatılmıştır.
    Küçük dil nötr pozisyondadır.

    Epiglottis kapalı pozisyondadır.

    Dilin arkaya doğru hareket ettirilerek kasılması sonucu, ağız boşluğunda hapsolan hava sıkışır.

    Epiglottis, nefes borusunu kapadığı için, hava, ciğerlere gidemez.

    Yemek borusu kapalı olduğu için miğdeye de gidemez.
    Geriye kalan iki yoldan biri olan burnu da biz kapattığımıza göre geriye tek yol kalır: Açık olan östaki kanalları.
    Dilimiz oldukça kuvvetli bir kastır ve uyguladığı basınç, havayı eşitlemeyi sağlayacak kadar sıkıştırabilir.

    Bu yöntemin en büyük avantajı, eşitleme yapan havanın basıncının sadece dilin hareketi ile kontrol edilmesidir. Valsalva' da olduğu gibi tüm ciğerlerin nispeten kontrolsüz basıncı yerine çok daha hassas ve kontrol edilebilir bir basınç uygulamak, kulak zarını darbeden korur.

    Frenzel tekniğini uygulayabilmek için ;

    1. Burnunuzu baş ve işaret parmaklarınızı kullanarak kapatın.

    2. Ağzınızı bir miktar hava ile doldurun.

    3. Epiglottis' i kapatın.

    4. Küçük dilinizi nötr pozisyona getirin.

    5. Dilinizi bir piston gibi kullanarak havayı ağız boşluğunun gerisine itin.

    Genellikle çoğumuz, epiglottis ve küçük dili kontrol etmeyi bilmeyiz. Aynı şekilde, dilin, bir piston gibi nasıl kullanılacağı da bilinmez.

    Eric Fattah' ın Frenzel tekniği için hazırladığı yazı, bu yöntemi en iyi anlaşılabilir şekilde anlatanlardan biridir. Sırası ile her adım doğru anlaşılıp uygulandığı takdirde, Frenzel tekniğini herkes başarı ile uygulayabilir.


    Bu tekniği uygulayabilmek için öğrenmemiz gereken işlemleri sırası ile görelim;

    1. Ağız boşluğunun gerektiği kadar hava ile doldurulması.

    2. Epiglottis' i kontrol edebilmek.

    3. Küçük dili kontrol edebilmek.

    4. Dilin bir blok engel oluşturmasını sağlamak.

    5. Dilin bir piston vazifesi görmesini sağlamak.

    6. Epiglottis ve küçük dilin, birbirlerinden bağımsız olarak kullanılmasını öğrenmek.

    7. Tüm aşamaların biraraya getirilmesi.

    Serbest dalış yapanlar için, Frenzel tekniğinin ileri bir safhası var. Frenzel tekniği için ağız boşluğunun bir miktar hava ile dolu olması gerekir. Belirli bir derinlikten sonra, ciğer hacminin küçülmesi ve dış basıncın etkisi ile, ciğerlerde ağıza hava almak zorlaşır ve nihayet imkansız olur. Bu durumda iniş sürüyorsa, kulak eşitlemeye devam edebilmek için, diyafram kullanılarak Frenzel tekniği uygulanır. Karnın içeri çekilmesi prensibine dayanan diyafragmatik frenzel ile, diyafram ve dolayısı ile ciğerler yukarı itilir. Bu yöntemle bir miktar hava ağız boşluğuna alınabilir. Bu noktada, dikkat edilmesi gereken, ağıza hava aldıktan hemen sonra epiglottis' in kapatılmasıdır. Böylece havanın ciğerlere geri dönüş yolu kapatılmış olur. Ancak bu teknik de, belirli bir derinlikten sonra işe yaramayacaktır. Dalıcının fizik yapısı ve tekniğine bağlı olarak 50 ile 90 metre arasında bir derinlikte diyafragmatik frenzel işlevini yitirir. Bu konu sualtı avcılığının dışında olduğu için bu yazıda yer vermiyoruz.

    1. Ağız boşluğunun hava ile doldurulması

    Yanaklarınızı bir balon gibi şişirin ve bir kaç saniye bu vaziyette tutun. Sonra, yanaklarınızı kullanarak, ağzınızdaki havayı, ciğerlerinize geri itin. Bu işlemi rahatlıkla yapabilene kadar defalarca tekrarlayın.


    2. Epiglottis' i kontrol edebilmek

    Epiglottis' in kontrol etmeyi öğrenmenin bir çok yöntemi vardır.

    Gargara yapmak

    Ağzınıza bir miktar su alın

    Başınızı geriye kaldırın, fakat suyun gırtlağınızdan geçmesine izin vermeyin, tabi ki suyu da yutmayın.

    Epiglottis' i kapattığınız için su gırtlağınızdan geçmemektedir

    Verilen nefesin durdurulması

    Ağzınızı açın ve açık tutun

    Nefes vermeye başlayın ve durun. Ciğerleriniz nefes vermek için basınç uyguladığı halde dışarı hava çıkmaz, bunun nedeni, epiglottis' i kapatmış olmanızdır.

    Alınan nefesin durdurulması

    Ağzınızı açın ve açık tutun

    Nefes almaya başlayın, ve hemen ardından havanın ciğerlerinize gitmesine izin vermeyin. Diğer bir deyişle, gırtlağınızdan geçişini engelleyin.

    Epiglottis' i kapattığınız için hava ciğerlerinize girememektedir.

    Çalışma

    Ciğerlerinizi doldurduktan sonra, ağzınız açık pozisyonda, nefes verirken, havanın çıkmasına engel olun.

    Ciğerleriniz nefes vermek için basınç uygulamaya devam etsin.

    Çok kısa bir an için, havanın çıkmasına izin verin ve tekrar tutun. Ağzınızın açık olmasına dikkat edin.

    Bırakma ve tutma işlemini mümkün olduğu kadar kısa aralıklarla yapmaya devam edin.

    Kontrol ettiğiniz kas epiglottis' tir.


    3. Küçük dilin kontrol edilmesi

    Ağzınızı kapatın

    Burnunuzdan nefes alın

    Burnunuzdan nefes verin

    Tekrar nefes alın

    Ağzınızı açın

    Ağzınız açık iken sadece burnunuzdan nefes verin. Ağzınızdan hiç hava gelmemesi gerekiyor.

    Aynı şekilde sadece burnunuzdan nefes alın. Ağzınızdan hiç hava girmemesi gerekiyor.

    Bu şekilde ağzınız açık iken nefes alıp vermeye devam edin

    Pozisyonunuzu değiştirmeden bu defa sadece ağzınızdan nefes alıp verin, burnunuzdan hiç hava akımı olmamalı

    Ağzınız açık pozisyonda iken, isteğinize göre, burnunuzdan veya ağzınızdan ayrı ayrı nefes alıp verebiliyorsanız, sonraki aşamaya geçin

    Derin bir nefes alın

    Ağzınızı açın ve öyle tutun

    Sadece ağzınızdan yavaşça nefes vermeye başlayın

    Ağzınız açık pozisyonda, ağzınızdan nefes verirken, sadece burnunuzdan nefes vermeye başlayın

    - Aynı şekilde tekrar ağzınızdan nefes vermeye dönün

    - Yol değiştirme işlemini mümkün olduğu çabuk, arka arkaya yapın

    - Bu çalışmayı nefes alırken de yapın

    - Havanın yönünün değiştirirken kullandığınız, küçük dilinizdir. Ağzınızdan nefes alıp vermek için, küçük dilinizi yukarı pozisyona, burnunuzdan nefes alıp vermek için de aşağı pozisyon getirmektesiniz.

    - Nefesiniz, ağzınızdan ve burnunuzdan aynı anda çıkıyorsa, küçük diliniz nötr pozisyondadır.

    4. Dilin bir blok engel olarak kullanılması

    Ciğerlerinizden hava çıkışını, sadece dilinizi kullanarak durdurabilmeniz gerekir.

    - Ağzınızdan nefes vermeye başlayın.

    - Ağzınızı kapatarak havanın çıkışını engelleyin,bu durumda yanaklarınız biraz şişecektir.

    - Tekrar nefes alın ve bu defa ağzınız açık iken epiglottis' i kapatarak nefes vermeyi durdurun.

    - Havanın ağzınızdan çıkmasına engel olmanın iki şeklini bunlardır.

    - Üçüncü yol, dili kullanmaktır

    - Nefes aldıktan sonra, ağzınızdan yavaşça verirken, T harfini söylerken yaptığınız gibi, dilinizin ucunu üst ön dişlerinizin arkasında damağınıza değdirin. Havanın çıkışı, biraz engellenecektir. Bu pozisyonu bozmadan, dilin arka kısmını da, azı dişlerinizin iç tarafına değdirirseniz, havanın çıkışını tamamen önlersiniz.


    5. Dilin bir piston gibi kullanılması

    Yanınızda bir snorkel varsa bu antrenman için idealdir, eğer yoksa, içecek kamışı da olabilir. Snorkeli ağzınıza koyun ve burnunuzu kapatın. Ciğerlerinizi kullanmayın, havayı dilinizi kullanarak emin. Yanaklarınızı şişirdikten sonra, ağzınızı kapatın. Hava, kapalı dudaklarınız ve dilinizin arkası arasında hapsolacaktır. Dilinizin arka kısmını damağınıza doğru yükseltirseniz, içeride kalan havayı sıkıştırmış olursunuz, epiglottis' i açarsanız sıkıştırdığınız hava ciğerlerinize gider. Bu yöntem ciğerleri tam olarak doldurduktan sonra, bir miktar daha havanın depolanması için kullanılır ancak konumuz dışındadır.

    Dilimizi havayı veya bir sıvıyı emmek için nasıl kullanıyorsak, ağzımızdaki havayı sıkıştırmak için de bu şekilde kullanacağız.


    6. Epiglottis ve küçük dilin birbirlerinden bağımsız olarak kullanılması

    Genellikle bu iki kas birbirlerine bağımlı olarak çalışır. Epiglottis' i kapattığınız zaman, küçük dilinizi de yukarı pozisyona getirirsiniz. Frenzel tekniğinin başarılı olması için, epiglottis kapalı iken küçük dilin nötr pozisyonda kalmasını sağlamanız gerekiyor. Bunu yapmak biraz zordur ve alışmak zaman alır, ancak bu tekniğin de en önemli kısmıdır.

    Baş ve işaret parmaklarınızla burun deliklerini hafifçe tıkayın. Kulak eşitleme işlemindeki gibi sıkıştırmayın, öyle
    ki, biraz zorladığınızda, hava, burun kanatlarınızı şişirerek dışarı çıkabilsin.

    Yanaklarınızı tamamen şişirin

    Epiglottis' i kapatın

    Yanaklarınızı sıkıştırarak, havanın burnunuzdan çıkmasını sağlayın, burun kanatlarınız şişecek ve parmaklarınızın arasından hava kaçacaktır

    Eğer hava burnunuzdan kaçmıyor ve ciğerlerinize geri dönüyorsa, epiglottis' i kapatamamış olmanız gerekir.
    Eğer hava sıkışmasına rağmen, burnunuzdan çıkmıyor ve ciğerlerinize de geri dönmüyorsa, küçük diliniz yukarı pozisyonda, burun boşluğunun girişini kapatıyor demektir.

    Bu durumda küçük dilinizi nötr pozisyona getirebilmek için kontrol çalışmalarını tekrarlayın

    7. Tüm aşamaların birleştirilmesi ve pratiğe geçiş

    Şimdiye kadar olan aşamaları deneyerek her biri için sonuç aldınız ise, Frenzel tekniğini uygulayabilecek durumdasınız demektir.

    Burnunuzu kapatın

    Yanaklarınızı çok az hava ile doldurun
    Epiglottis' i kapatın ve küçük dilinizi nötr pozisyona getirin
    Diliniz blok yapın ve arka kısmı ile havayı sıkıştırın
    Sıkışan hava epiglottis kapalı olduğu için ciğerlere geri dönemez

    Küçük dil nötr pozisyonda olduğu için girişi açık olan burun boşluğuna doğru itilecektir.

    Burnunuzu kappattığınız için dışarı kaçamayan havanın gidebileceği tek yer östaki kanalıdır.

    Kulaklarınız eşitlenir.

    Dilinizle uyguladığınız basınç, kulak zarlarınızı dışarı itip eşitlemeye yetecek güçtedir. Basınç uygulamaya devam ederseniz, zarların bu defa dışarı doğru itildiğini hissedersiniz. Çalışırken zarar verecek kadar ileri gitmeyin.
    Frenzel tekniği, kontrollü basınç uygulama imkanı verdiği için hem hava tüketiminin çok daha az olması hem de kulak zarlarına zarar vermeden eşitleme sağladığı için çok avantajlıdır. Maske eşitlemek için de aynı tekniği burnunuzu kapatmada kullanabilirsiniz.
     
  14. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Balıklara Nasıl Yaklaşırız ?

    Onların mı bize yaklaşmasını sağlarız...İşte şimdi bu konunun detaylarına ineceğiz...

    Aguşon kelimesi bekleme yaparak balık vurma tekniği olarak tanımlanabilir.

    Pusulamak ile farklı tekniklerdir...

    İkisinden de kısaca bahsetmek istiyorum.

    Sualtındaki hayatı incelersek, balıkların aslıda çok basit ve bir o kadar da karmaşık hayatlarının içinde biz insanların pekde yeri olmadığını görürüz. Balıklar üç temel içgüdü ile doğar ve ölürler. Bunlar sırası ile

    * Yaşamın devamı için BESLENME

    * Türün devamı için ÇOĞALMA

    * Av olmamak için SAVUNMA

    Bu üçlem, balıkların günlük faaliyetlerini özetliyor. Yani çoğunlukla uyanık olmak zorundadırlar.
    Fakat balıklarında belli zaafları ve güdüleri vardır...

    Aguşon..

    Bu spora yeni başlayan birisi için balık vurmak, balığı satıhta görmek ve genelde avı kovalarayarak, büyük olasılıkla hüsranla sonuçlanacak bir manecradır. Aslında aguşon tekniğinin prensibi şu güzel sözde gizlidir.

    ''...balıklar hareketlerini aniden sonlandırmış nesnelere ilgi duyarlar...''

    Bu ilgi sonunda eğer yanlış bir harekette bulunmadıysak avımız büyük ihtimalle merak içinde bize yönelecektir.

    Aguşon yapacağımız yeri önceden kestirebileceğimiz gibi dibe indiğimizde de uygun bir yer bulup beklemeye başlayabiliriz.

    Aguşon tekniği hakkında bir kaç püf nokta...

    * Bekleme yatığımız yerde kütlemizi ne kadar küçük tutarsak balıklar için o denli az tehtitkar oluruz.

    * Hedefimizi gördüğümüz anda bize yöneldiyse tüfeğimizi balığın geldiği doğrultuda hareket ettirmeye çalışırsak tüfeğimizi kütlesinide o ölçüde saklamış oluruz.

    * Hedefimiz bize doğru yöneldi, herşey uygun ama bir anda döndü ve ürkek tavırlarla uzaklaşmaya başladı, bu esnada eğer balık yan dönmüş halde ve haala bizimle göz tamasını kaybetmediyse balığın uzaklaştığı oranda kendimizi biraz daha küçültüp aşağıya çekersek büyük ihtimalle dönücek ve bir şansımız daha olacaktır

    * Eğer nefesimiz yerinde ve şartlarda uygun ise vurduğumuz balığı alıp çıkmak meranın sükuneti açısından iyidir.

    * Ağırlık ayarını çok hassas yapmamız gerekir. Derinliği sabit bölgelerde tabana 2 m kala nötr olmalı ve aşağıya iniş yaptığımızda bir yere tutunma ihtiyacı duymamalıyız.

    Eğer paletlerimiz batmıyor ve kalın elbise ile sığ suda avlanıyorsak, ilek ağırlığı ve gerekiyorsa sırt ağırlığı kullanmalıyız. Değişken derinlikteki bölgelerde ise derinlik ayarını dalış yapacağımız en derin noktaya göre yapmamız güvenlik açısından önemli. Sığ alanlarda ise ciğerlerimizi tam doldurmadan iniş yapabiliriz.


    * Bekleme yapacağımız yerler açısından; taşların kum ile birleştiği açıklıklar, taşların bitip otların veya kırmalık dediğimiz çakıllık irili ufaklı parça taşların başladığı yerler
    kayaların üzerlerinde oluşmuş doğal çukurluklar veya yarıklar gölge kısımda kalan duvar dipleri deniz çayılarının içi mendirek taşlarının birip kumulların başladığı yerler ( açığa veya kıyıya doğru ) uygun yerlerdir.

    * Denizlerimizde görüşün çok değişken olduğunu düşünürsek yanımıza alabildiğimiz en uzun tüfeği almakta fayda var. Bu çok net sular için 110 120 130 cm görüşün düşük olduğu yerler içinde 90 vaya 75 cm olabilir.

    * Sığ sularda bekleme yapıyorsak geniş hacimli maskeler bize daha fazla bir görüş vericektir

    * Meramız dar ve uzun olmayan bir alan ise mümkünse iki kişiden fazla suya girmemeye çalışın. Sesin suyun içindeki yayılma hızını hesap edersek ortamdaki üç dört kişi balıkların açığa veya taş altlarına kaçması için yeterli olacaktır.

    * Satıhta yüzerken mümkün olduğu kadar sessiz olmalıyız. Paletlerimiz kesinlikle suyun içinde olmalıdır. Dalış yaparken dahi ördek sitili diye tabir ettiğimiz sitili kullanmalıyız. Sessizlik birinci kural.

    * Bulanık veya net olsun etraftaki iri balıkları göremesekte varlıklarını hissedebiliriz.

    Küçük balıklar özellikle papaz balıkları bizim işimize çok yarayacaktır. Normalde orta suda veya tabana yakın yerlerde gezen papaz balıkları iri balık varlığında adeta tabana yapışırlar. Ya da tüfeğimiz önde beklemeye başladık.

    İlk aşamada meraklı papaz balıkları zıpkına yönelecektir. Onları ürkütmemeye özen gösterin, çünkü papazlar erken uyarı sistemine sahiptirler. Özellikle sinarit, levrek, akya gibi avcıları önceden bilirler ve bizi uyarırlar. Beklemeye devam ediyoruz. Görüş çok iyi olmasa dahi papazlar zıpkının ucunda veya bikaç metre önümüzde güven içinde yüzüyorlar ve bizde onları izlemeliyiz. Ben bu tür ortamlarda kesinlikle balığa veya açığa bakmam, küçük balıkları izlerim, çünkü onlar benden daha önce avımı göreceklerdir.

    Bu sayede hem kendimizi sakinleştirmiş oluyoruz hem de işimizin bir kısmını bu küçük balıklara yüklemiş oluyoruz. Balıkların panik halinde kaçıştığı an çok kısa bir süre sonra avımız ile tanışırız.


    * Eğer dalış yaptığımız yerde hafif bir pus varsa işimiz çok daha kolay olacaktır. Avımız bizi gördüğünde çokdan menzile girmiş olacaktır. Ama burada tartışılması gereken bir durum daha var. Eğer avımız bizi görmediyse bize neden ve nasıl gelicektir. Beklemenin genel prensibi balığın merakını kamçılamak olduğuna göre, görmediği bir cisme nasıl ve hangi nedenlerle geliyor ? Belki sesimize belkide suda çıkardığımız ve balığın yan organında yerimizi algılamasını sağlayan ufak titreşimlere. Burası tartışmaya açıktır.

    * Bir diğer teknik ise balığın merakını kamçılayarak değil, balığın olası geçiş yerlerini tahmin ederek veya öğrenerek bekleme yaparak gerçekleştiririz. Bu biraz tecrübe ile gerçekleştirilebilinecek bir teknik.

    Aguşon tekniğine göre daha kolaydır ama balıkların olası geçiş noltalarını ve zamanlarını bilmek biraz zaman ve tecrübe gerektirir.

    Balıkların günlük faaliyetlerini gerçekleştirirken geçiş yaptığı, sürü halinde hareket ettiği noktalar vardır. Belli dönemlerde dere ağızları, belli dönemlerde ve saatlerde mendirek ağızları, belli türlerin toplu halde toplandıkları topuklar ve sığlıklar, bazı balıkların sevdiği gölge ve yarı karanlık alanlar, hatta bazılarının çok sevdiği kirli ve bulanık sular, çoğalmayı tercih ettikleri çok soğuk sular, avlanmayı tercih ettikleri küçük sürü balıkları ve sığ sular, tekne altlarından liman direklerinin karanlık köşelerine kadar farklı ortamlar için farklı balık türleri bulunur. Bunları hepimiz zamanla kazanıcağız...
     
  15. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    Mendireklerde zıpkınla balık avı teknikleri...


    Mendirek, liman içlerini yada özel alanları dalga,rüzgar gibi doğal faaliyetlerden korumak amacı ile büyük taşların denize insanlar tarafından dökülmesi ile oluşturulmuş dalgakıranlardır. Taşların kütlesi ve şekli mendireğin konumuna , açık deniz ile olan bağına ve mendireğin uzunluğuna göre çeşitli şekillerde olabilir. Taşlar genel olarak küp şeklindedir.

    Mendireklerde derinlik genel olarak liman ile birleştiği yerlerde ki biz buna mendireğin burnu deriz, daha fazladır. Akdeniz ve Ege denizi için bu derinlik 8 -10 m ile 15 – 20 m civarındadır. Kara ile bağlantısı olan yere doğru derinlik azalır ve nihayetinde kıyıyı yakalar.

    Kısacası mendirekler insan eli yapılmış, liman içlerindeki yapıları ve tekneleri korumak amacı ile yapılmış yapay resiflerdir.

    Zıpkın ile balık avı düşünüldüğünde bir çok avcının pek de dikkatini çekmez. Birkaç deneme yapan biri mendirekte balık olmadığını düşünebilir fakat mendirekler belirli dönemlerde çok sürpriz avlar yapılabilecek mekanlardır. Dökme taştan bahsettik. Bir mendireğin kalitesi aynen bir şarap gibi yıllar geçtikçe artmaktadır. Taşlar üzerinde üreyen midye, yosun gibi canlılar bir çok balığa besin olduğu gibi, yavru balıklar içinde yuva görevi üstlenir. Bu şekilde uzun süre suyun altında kalan taşlar bir çok yaşam formuna bürünür ve doğal taşlara dönüşmeye başlar.

    Mendirekler avlanırken bir çok noktaya dikkat etmemiz gerekli. Bunların en başında güvenlik gelmektedir. Yoğun tekne trafiği olan meralarda kıyıya yakın olmalı ve şamandıra kullanmak güvenlik açısından işimize yarayacaktır. Özellikle mendirek burunlarına fazla yaklaşmamız gerekli. Buralarda trafik çok daha yoğun olacaktır. Mendirekler olta balıkçılığının da fazlasıyla yapıldığı bölgeler olduğu için suyun altında bol miktarda misina ve iğneye rastlamanız olası. Mendirek içlerinin dalışa yasak olduğunu buradan belirtiyim.

    Mendirekte yapılacak avlar için orayı ziyaret eden balıkların cinsine göre, mendireğin derinliğine göre ve sudaki görüşe göre farklı malzemeler kullanmalıyız. Mendirekler çok güzel havalarda bile bulanık olabilir. Çünkü taşların bittiği nokta büyük ihtimalle kumluk olacağı için en küçük hava hareketlerinde dahi görüşü bozmaya yeter. Bu bakımdan farklı boy tüfeklere ihtiyacımız olacaktır. Ama genel anlamda hafif puslu bir mendirek için 90 veya 100 cm lik bir tüfek işimizi görür. Hafif ve yumuşak palalı bir palet. Siyah veya kamuflaj desenli bir elbise takımı tamamlar. Dışı çıplak olan elbiseler kıyıya yakın yapılan dalışlarda çok zarar göreceği için jarse elbise öneririm Sığ sularda dahi av yapılacağı için gerektiği zaman sırt ve bilet ağırlığı kullanılabilir.

    Yapılacak av için mendireğe girilecek nokta önemlidir. Mendireğin kıyı ile buluştuğu noktadan itibaren,mendireği solunuza alarak taşlara paralel olarak ilerlemeye başlatın. Sessizlik çok önemli. Uyguladığımız teknik genel olarak pusu (bekleme) tekniği olacağı için nefes tutma süresi önemli. Taşların yavaş yavaş aşağılara doğru döküldüğü yerlerde siper alarak yapılan beklemelerde sürpriz avlar önümüze çıkabilir.

    Mendirekler de bulunan büyük kaya kütleleri arasında taş altı avı yapma şansınız büyük gibi görünse de taş altı avı için pek de uygun yerler değildir. Birbiri ile bağlantısı olan kütleler arasında balıkların kaçmak için birden fazla seçeneği bulunur. İri bir balık vurduğunuzu varsaysanız bile birbirine bağlantılı taşlar arasında çabucak kaybolma ihtimali yüksektir. Pusu tekniği her mendirekte iş yapar.


    Mendireklerdeki balık yoğunluğu ve türleri bölgeye, mevsime, havanın durumuna, suyun sıcaklığına, mendirekteki trafiğin ve insan faaliyetlerinin durumuna göre değişir. Genel olarak mendirek burnuna yaklaştıkça derinliğin de artmasıyla balık yoğunluğu ve çeşitliliği artar. Balıkçıların temizlediği ağalar, suya atılan ölü balıklar gibi organik atıklar bir çok balığa besin sağlar.

    Suya ilk girdiğinizde sizi karşılayan kefaller bir çok avcı balığın mönüsünü süsler. İlgilenmemenizi öneririm. Büyük bir kefal sürüsün önümden geçip gittiğinde, kefallerin arkasında çok iri levreklerin ve kofanaların takip ettiğini bir çok kez yaşadım. Mendirek taşarlının birçok balığa yuva olduğundan bahsettik. Nerdeyse vurulamayacak balık türü yoktur.

    Derinliğin artığı bölgelerde akya, sinarit, minekop, torik, ceylan gibi türler avlayacak küçük balık peşinde cesurca kıyıya sokulurlar. Levrekler ise mendireklerin daimi misafiridir. Kefal ve diğer balık yavrularının fazlasıyla bulunması bu balığı buraya çeker. Mendirekte avı son derece kolaydır. Yapı itibari ile levrek meraklı ve cesur tavırlar sergileyen bir balık.

    Mendirekte iki tip avı çok verimlidir. İlk teknikte mendireğe açıktan yaklaşın. Sessiz bir şekilde açıktan kıyıya doğru , hatta taşların yapısına göre tüfeğiniz hafif yukarı bakar şekilde kıyıya bakar durumda beklemeler yaparak mendireği tarayın. Eğer levrek varsa hiç tereddütsüz gelecektir. Diğer bir teknik ise bu tekniğin tam tersidir ve büyük bireylerin rastlama ihtimali çok daha yüksektir. Taşların bittiği noktaya kadar inin. Sırtınız karaya dönük olacaktır. Tüfeğiniz açığa bakar şekilde beklemeye başlayın. O noktalarda suyun bulanıklığı kuma yakınlığı ile doğru orantılı olarak daha fazla olacaktır. İşte bu levreğin sevdiği bir ortam. Tüfeğiniz açığa bakar şekilde bekliyoruz.

    Levrek büyüklüğüne göre ki büyükse tek veya ikili gelecektir, açık sudan veya yan taraflardan çok yakın ve meraklı şekilde menzile girer. Net bir atışla balığı alabiliriz. Bu şekilde akya, sinarit, minekop, iri sargoz veya ceylan gibi gezici balıklarla karşılaşma ihtimalimiz de çok yüksektir.

     
  16. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    ZIPKIN İLE AVCILIKTA MERA (AVLAK) NEDEN ÖNEMLİDİR ?

    Kara avcılığında olduğu gibi sualtı avcılığında da esas olan rastgelme faktörüdür. Bunu faktörü etkileyen en önemli etmense dalış ve av merasının doğru tespitidir. Zaman, mevsim ve hava koşulları ne kadar uygun olsada avlamayı düşündüğümüz, balık için çekici olmayan mekanlar eve eli boş dönmemizin ana sebebi olmuştur. Bu nedenle mera seçimi ve yeni mera keşiflerini irdelemek faydamıza olacaktır.


    Uygun mera nasıl seçilir ?

    Bir çoğumuzun yaptığı temel yanlışların başında hedefimizde belli bir tür balık olmadan gelişi güzel ekipmanla gelişi güzel bir meraya gitmek gelir. Bu davranış ya trofe kaçırmaya, ya sudan ancak tavalık tabir ettiğimiz miktar ve boyda avla çıkmaya, hatta bazen boş çıkmaya sebep olur.


    Doğru davranış nedir ?

    Sualtı avcılığında yeni olanların av performanslarını arttırmak açısından dikkat etmesi gereken konulardan birinin akılda hedeflenen bir tür olması, bu türe özgü doğru mera şeçimi, doğru ekipman bulundurulması olduğunu vurguladık.

    O zaman yeni başlayan arkadaşlar için konuya vakıf insanlarla temas etmek gerekliliği ortaya çıkıyor. Bunun en kolay yolu sualtı avcılığı üzerine kurulmuş forumlardan, yaşadığımız bölgeye yakın tecrübeli arkadaşlarımızdan çekinmeden yardım istemektir. Emin olun sizi çok sıcak karşılayacaklardır. Onların yardımı ve yönlendirmesiyle herşey çok daha kolay olacaktır. Ayrıca kendimize uygun bir partner bulmak güvenlik ve başka bir çok konuda olmazsa olmazdır. Konuyu fazla dağıtmadan tekrar doğru balık, doğru mera ve doğru ekipman seçimine dönelim.


    Dediğimiz gibi öncelikle avımızı belirleyeceğiz. Bunu yaparken hangi balığın mevsimi olduğunu bilmemiz gerekir. Bunu daha önceki tecrübelerimize dayanarak yada yeterli tecrübemiz yoksa deneyimi bizden yüksek arkadaşlarımızdan öğreniyoruz.

    Sıra geldi balığa göre meraya, burada yine tecrübe ve bilgi birikimi ağır basıyor. Ne kadar çok farklı mera bilgisi varsa kişi o kadar avantajlıdır avı bulma konusunda. Gerçi günümüzde mera seçimi ve tespiti GPS ve balık bulucular gibi elektronik cihazlar sayesinde çok daha kolay ancak bu cihazları şuanda yok sayıyoruz.


    Yeterince mera tecrübemiz yoksa mera keşfini nasıl yapmalıyız ?

    İlk iş olarak mümkün olduğunca tenha kıyı şeritlerinin karadaki yapısını değerlendiriyoruz. Dip yapısı genellikle kıyı yapısıyla paralellik gösterir. Bunun en iyi örneği geniş kumsalları olan kıyı yapılarıdır. Bu tarz yerlerde suya girdiğinizde muhtemelen aynı kıyıdaki gibi uzun bir kum çölü ve arada sırada erişteliklerle karşılaşırsınız.

    Kıyı yapısı yüksek açıyla aniden düşen yerlerde muhtemelen aynı açıyla derinleşiyor olacaktır. Mera keşfinde bu gözlemlerin yeri çok önemlidir. Konuyu örneklemek gerekirse Karagöz avlamayı düşündüğümüz bir avda kumluk ve çok az eğimle düşen kıyı yapısına sahip yerleri denememiz büyük ihtimal hüsrana neden olacaktır.

    Bu avı başarıyla yapmak istiyorsak kayalık, taşlık, midyelik bir mera bulmalıyız. Bu nedenle kıyı yapısıda kayalık, plakalı ve eğimi yüksek yerleri denemek merayı dolayısıyla balığı bulma şansımızı yüksek oranda arttıracaktır.


    Ayrı bir kıyı oluşumu da insan eliyle oluşturulan meralardır ki bunların en iyi örneği mendireklerdir. Üstüste yığılan kayalar balıklara hem beslenme hem barınma yönünden çok büyük avantajlar sağladığından mutlaka denenmelidir. Ancak medireklerin dezavantajı tekne ve insan yoğunluğunun yüksek olmasıdır ki bu ciddi bir sorun ve risktir. Mendireklerde özellikle dikkatli davranılmalı her ne durumda olursa olsun iç tarafına girilmeden (zaten genelde liman müdürlükleri tarafından yasaklanmıştır.) av yapılmalıdır.

    Küçük bir dip not olarakta balığın genelde hareketli suyu sevdiğini belirtelim. Burun tabir ettiğimiz doğal çıkıntıların başları genelde akıntı aldığından her zaman daha canlı olma ihtimali yüksektir.


    Uygun ekipmandan kastımız ne ?

    Dalış gününüzü cennet yada cehenneme çevirebilecek bir konudur. Su sıcaklığına gore elbise kalınlığı, av derinliğine göre ağırlığı hesaplanmış kemer ve diğer batmaya yarayan unsurlar, av stiline uygun palet, tüfek, maske gibi unsurlar doğru ayarlanmaz veya doğru seçilmezse sudan mutlu çıkmanız çok düşük bir ihtimaldir. Muhtemelen ağırlığınız pozitif gelmiş çıkarken zorlanmış yada fazla yüzer kalmış sığda batamamış, tüfeğiniz kısa yada uzun kalmış atış yapamamış, sığ dalışta palet palaları uzun gelmiş saklamakta ve manevrada zorlanmış olursunuz ve normalde alabileceğiniz muhtemel avlarınızın kuyruklarını seyretmekle kalırsınız.

    O günkü avınız için doğru planlama ve hazırlık yaptığınızda uygun ekipmanla bu sorunları yaşamadığınızda avdan düşük bir skorla dönseniz bile huzurlu bir şekilde dalışın keyfine varmış olursunuz.


    Kısaca özetlersek

    Ava gitmeden ne avlamak istediğimizi, avı nerede bulabileceğimizi, hangi ekipmanla avlanacağımızı iyi planlamak başarı şansımızı ciddi biçimde arttıracaktır.

    Bülent Göksu

     
  17. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    DALIŞIN RİSKLERİ

    Sığ su bayılması ve sonuçları nedir ?
    Sığ su bayılması, bu konuya ilk açıklama getiren S.MİLES’ın açıklamasıyla, serbest dalış sırasında oksijen azlığına bağlı yüzeye yakın görülen ani bilinç kaybıdır. Miles, “Latent hypoxia” terimini ise kapalı devre dalgıçların sığ sularda görülen ve açıklanamayan ani bayılmalarını tanımlamak için kullanılmıştır.

    Sığ su bayılması genellikle yüzeye çıkışta son 15 ft’te (5 m.) de görülür. Oksijen açlığı çeken akciğerler yüzeye yaklaştıkça daha da hızlı genişleyerek bir anlamda oksijen vakumu yaratır. Bunun sonucunda kanda az miktarda kalan oksijen akciğerlere çok hızlı transferiyle kanda çok ani bir oksijen yetersizliği doğar.

    Merkez sinir sistemi (MSS) ise bu durumda acil durum protokolüyle oksijen tüketimini minimize etmek için dalgıcın bilincini kaybettiği an kritik nokta kabul edilir. Kritik andan itibaren iki olasılık vardır. Bunlardan birincisi dalgıcın bayıldıktan sonra nefes almaya çalışması ve bunun sonucunda boğulmasıdır. Bu zayıf bir ihtimaldir; çünkü dalgıç dalış sırasında nefes tuttuğundan bayıldıktan sonra MSS’in nefes alma impuls’ı gönderme ihtimali zayıftır.

    Bu aşamada genellikle yanlış bilinen bir olguyu düzeltmekte yarar vardır. Herhangi bir sıvıyla boğulma durumlarında akciğerlere o sıvının dolması iki aşamada olanaksızdır. Solunum yollarına giren ilk sıvıyla buradaki kaslar kasılır ve daha fazla sıvı girmesini önler. Dalgıcın veya başka bir kazazedenin akciğerlerine ancak ölümünden belli bir süre sonra (5-30 dak.) su dolabilir. Bunun sebebiyse ölümden belli bir süre sonra bu kasların gevşemesi ve sıvıyı daha fazla engelleyememesidir. Konumuza yeniden dönersek kritik noktadan itibaren olabilecek ikinci olasılık dalgıcın hiç nefes almamasıdır ki bu dalgıcın kurtulması olasılığını artırır. Sığ su bayılmalarında dalgıcın bayıldığı andan itibaren nefes almaması çok yüksek bir olasılıktır.

    Sığ su bayılmasının ölümcül sonuçlarla sonuçlanmasının sebebi çok ani ve hızlı gelişmesidir. Dalgıç daha ne olduğunu anlamadan ani bir baş dönmesinin ardından (1-2 saniye) bilincini kaybeder. Bilinçsiz serbest dalıcıların dibe daha rahat inebilmek için fazla ağırlık almaları sonucu bu kişiler sığ su bayılmasıyla karşılaştıklarında bayılmanın ardından palet vuramadıklarından negatif yüzerlilikleri sayesinde dibe batar ve kendi sonlarını hazırlar. Bu sebeple serbest dalış sırasında SCUBA dalışta kullanılan ağırlığın maksimum %40’ı kullanılmalıdır. Bu oran sayesinde sığ su bayılmasının görülme olasılığının en yüksek olduğu son metrelerde dalgıç ekstra pozitif olacağından, bayılma durumunda yine de yüzeye ulaşabilecektir.

    Sığ su bayılması (SSB) görülen dağlıçların %85’inin dalıştan önce hipervantilasyon yaptığı belirlenmiştir.

    Hipervantilasyon kandaki CO2 miktarını azaltarak dip zamanını artırmak amacıyla serbest dalgıçlarca sıkça başvurulan yöntemlerdir. Hipervantilasyon aslında bugün dünya rekortmenlerinin derecelerine ulaşmalarındaki önemli sırlardan biridir. Fakat bu özel insanların metabolizması yılar süren hipervantilasyon antrenmanlarıyla bu fenomene adapte olmuştur.

    Unutulmamalıdır ki Pelizzari, Genoni ve Pipin gibi ileri düzey serbest dalgıçların olsijen-karbondioksit sistemlerinde çok önemli modifikasyonlar görülmüştür. Örneğin, 1987’de Pipin üzerinde yapılan araştırma da Pipin’in bacak kaslarındaki myoglabin (kaslarda oksijen depolayan protein) konsantrasyonun, dalıcı memeliler dünyasının önemli şampiyonlarından imparator pengueninin 6 aylık bir yavrusu düzeyinde olduğu görülmüştür. Bu değer normal bir insanın yaklaşık 18 katıdır.

    Hipervantilasyonun esas tehlikesi ortalama serbest dalgıçlar içindir. Aşağıda hipervantilasyon olgusunu daha ayrıntılı inceleyeceğiz. Hipervantilasyon: Belli bir zaman diliminde gereğinden daha hızlı veya daha derin ve hatta hem derin hem de hızlı nefes almaya hipervantilasyon denir. Bu durumda vücutta daha fazla oksijen depolanamaz. Oksijen kısmi basıncı (1 atm’de) vücutta en fazla 105 mmHg’ya yükselebilir ki bu değere genellikle 2 derin nefes sonucunda ulaşılır. Hipervantilasyonun, serbest dalgıçların kullandığı inanılmaz etkisi kandaki karbondioksit kısmi basıncınadır. Derin ve hızlı solumanın ardından kandaki karbondioksit miktarında önemli düşüşler görülür. Karbondioksit dengesi vücut tampon çözelti sayesinde ayakta tutar.

    Serbest dalışa yeni başlayanlar önceleri CO2 seviyesine çok duyarlı olurlar. 15 saniye dahi bu dalgıçların kendilerini rahatsız hissetmelerine yani MSS’nin nefes alma istemi yaratmasına yeterlidir. Eğitimli serbest dalgıçlar ise uyguladıkları doğru hipervantilasyon ve adapte olmuş metabolizmaları sayesinde bir anlamda MSS’in solunum merkezini kandırarak inanılmaz dip zamanlarına ulaşabilirler. Bir araştırmada, Pelizzari’nin saf oksijen hipervantilasyonu sonucunda tam 1.5 saat (yanlış okumadınız) nefes tutabileceği hesaplanmıştır.

    Hipervantilasyonun temel tehlikesi, dalış öncesi CO2 seviyesinin çok düşük olması nedeniyle CO2’nin nefes alma istemi yaratacak oranlar çok geç ulaşması ve ulaştığı zaman ise beklide oksijen miktarının tehlikeli sınırlara ulaşmış olmasıdır. Oksijen seviyesi dipte hipoksia yaratacak düzeylere kadar düşmez. Bunun sebebi 60 mmHg altındaki oksijen kısmi basınçlarında kandaki CO2 seviyesi ne olursa olsun oksijen mekanizmasının devreye girmesi ve dalgıcın nefes alma istemi duyarak çıkışa geçmesidir.

    Fakat yüzeye yaklaştıkça zaten sınır değerlere yakın olan oksijen kısmi basıncı iyice düşer ve buna ek olarak akciğerlerdeki oksijen azlığını fiziksel gaz kanunları sonucunda dokular ve kan karşılamak zorunda kalır. Kanda kalan az miktardaki oksijende akciğerlere difüze olur ve bir anda vücutta hipoksia oluşur ve dalgıç bilincini yitirir. Yukarıdan anlaşılabileceği gibi sığ su bayılmasının görüldüğü durumlarda dalgıcın yukarı çıkma istemini hem CO2 hem de O2 yaratabilir. Fakat istemi hangi gazın yarattığı sonucu dağiştirmez, dalgıç yüzeye yaklaştıkça özellikle son 15 ft’te oksijensizliğe bağlı olarak bilincini yitirir.

    Serbest dalışa yeni başlayanların sığ su bayılmasından korunmalarının en önemli yolu hipervantilasyondan uzak durmaktır. Zamanla serbest dalış yeteneği ve tecrübesi arttıkça dalgıç vücudunu tanıyacak ve tehlike yaratmadan hafif hipervantilasyon yapabilecektir.

     
  18. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    DALIŞIN RİSKLERİ 2

    Sualtı tüfeği yaralanmalara neden olur mu ?
    Kimseyi korkutmak istemiyorum ama evet olur. Ortalama bir sualtı tüfeğinde suda şişin tüfekten çıkış hızı 100km/saat civarlarındadır. Bu rakam suyun dışında inanılmaz oranda büyür. Şiş ağırlığını da hesaba katarsanız yüksek kütleli, bu denli süratli ve ucu sivriltilmiş bir cismin vücut bütünlüğünü bozacak hasarlar vermesi kesindir.

    Sonuç kolaylıkla yaralanmayı da aşıp ölüm olabilir.


    Kaza ile atış sonucu yaralanmaların önüne geçmek için bir kaç altın kuralı hep aklımızda tutmalıyız.

    1- Asla ve asla tüfeğimizi suyun dışında kurmuyoruz.

    2- Asla ve asla suyun dışında tetik düşürmüyoruz.

    3- Ne su içinde ne su dışında tüfeğimizi birine veya kendimize doğrulmuyoruz.

    4- Su içinde kurulu tüfeği elimizden bırakmıyoruz.

    5- Sığ suda zeminden yukarı doğru yada suyun dışına çıkacak bir açıyla atış yapmıyoruz.

    6- Av yeri olarak başka insanların bulunduğu ortamları kullanmıyoruz, beraber dalış yaptığımız arkadaşlarımızı kesinlikle tüfeğimizin önüne almıyoruz.

    7- Tetik mekanizma sağlam ve bakımlı tüfek kullanıyoruz.

    8- Şişe bağladığımız misina yada ipimizin sürekli sağlam olduğundan emin oluyoruz.

    9- Tüfek ve şişlerimizi çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza ediyoruz.



    Sualtı tüfeği kullanımında kaza ile birini vurmak yada kendi kendini vurmak dışında başka risklerde mevcuttur.

    Yaralanmaların başında parmak ve el kesilmeleri gelir ki bu kesilmeler kalıcı sakatlığa varacak uzuv kayıplarına neden olabilir. İçimiz gıcıklansa da bu tarz tecrübe yaşamış bir arkadaşımızın resmini aktarmak durumu hafife almamızı engelleyecektir.


    El ve parmak kesilmelerinin önlenmesi çok basit bir kaç tedbirle sağlanabilir, bunlar;

    1- Mutlaka eldiven kullanmak,

    2- Kesinlikle tel palamut olarak tabir ettiğimiz kırılma riski yüksek palamutları kullanmamak,

    3- Ne tür olursa olsun palamutlarımızı sürekli yıpranma, paslanma, zedelenme gibi durumlara karşı kontrol ederek kullanmak,

    4- Tüfeğimizi kurarken dikkatimizi etrafımıza değil yaptığımız işe vermek,

    5- Şiş üzerindeki çentiklerin kenarlarının keskinliğini ince bir eğe ile köreltmek,

    6- Eldivensiz bıçak kullanmamak, balığı söndürürken yine dikkati yaptığımız işe vermek.


    Birde balık dizgilerimizin şişleri var ki bunları da başıboş bırakmayıp mutlaka kemerimize uygun bir aparat ile sabitlemeliyiz. Yandaki resim bize sabitlenmemiş bir dizgi şişinin verdiği hasarı göstermesi açısından faydalı olacaktır.

    Bu sorunu en sondaki ağırlığımız yanına şiş kalınlığında iç hacmi olan kısa bir hortum parçası sabitleyip, dizgiyi arkamızda dolaştırıp şişin sivri ucunu bu hortum parçasına sokarak kolayca çözebiliriz.

     
  19. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    DALIŞIN RİSKLERİ 3

    Bizler için tehlikeli deniz canlıları hangileridir, tedbir ve tedavi nasıl olmalıdır ?
    Düşünsenize suyu sıcak bulup shorty ile dalan dalgıç’ın bir anda deniz anaları tarafından sarıldığını, büyük bir olasılıkla canı fena halde yanacaktır.

    Sualtında dalgıca durup dururken zarar verecek canlı yok denecek kadar az olmakla birlikte, denizlerde, göllerde ve hatta yüzme havuzlarında küçük büyük, sonsuz sayıda hayvan ve bitki yaşamaktadır. Bu su organizmalarının çoğu kendi öz savunmaları için sokma, ısırma veya zehirleme gibi fonksiyonlarını geliştirmişlerdir. Bu şekilde dalgıcın derisine ve bazı durumlar da sisteme zarar verebilirler.


    Verdikleri zarar anında ortaya çıkabildiği gibi, bazı durumlarda haftalar veya aylarca sonra kendini gösterebilir. Ani bir şekilde ortaya çıkan zehirlenme durumu karşısında her dalgıç bilgi sahibi olup ilk önlemleri alabilmelidir.

    Her ne kadar organize dalışlarda her türlü ilk yardım imkanları bulunuyor olsa da, tam teşekküllü hastanelerden uzak dalış bölgelerinde ciddi zehirlenmeler bazı bünyeler için çok ciddi neticeler doğurabilir.

    Denizlerimiz kıyılarında dikkat etmemiz gereken başlıca deniz canlılarına göz atalım.

    İSKORPİT ( Scorpaena notata) small rockfish: Bizim sularımızda sık rastladığımız bu balığı ele alacak olursak, sokması çok ciddi olmamakla birlikte şiddetli ağrı yapabilir.

    En iyi tedavi şekli sokulan bölgeye sıcak su uygulamaktır. Eğer sokulan bölge çok ağrıma yaparsa, sokulan bölgeyi kanattırıp sıcak su tedavisi yapılmalıdır.



    TRAKONYA ( tompati blenny) Porablennius gottoruqine:

    Balığı iğnesi( ölmüş bile olsa) battığında zehir kesecikleri baskı altında kaldığından deriye zehir zerk edilmiş olur. Ağrısı çok şiddetli olabilir. Şişme, kızarıklık, batma hissi ve acı hemen ortaya çıkar. Beze şişmesi(lenfa de nit) bulantı, kusma, adale güçsüzlüğü, solunum zorluğu, kalp durması, şok ve koma gibi olaylar hassas ve alerjik şahıslarda beklenebilecek başlıca semptomlardır.

    Tedavisi; İlk önlem olarak balığın soktuğu bölgeyi, sterile edilmiş ince bir bıçak ucu ile genişletip, yarayı emerek zehrin fazlasının boşalmasını sağlamaktır.

    Ağrıyı azaltmak için yaralı kısım çok sıcak suya sokulduktan sonra üzerine sulu amonyak sürülür. Şişen kısma buz ve alkol pansumanları yaparak ağrının azalması sağlanır. Ağızdan alınabilecek başlıca ağrı kesiciler ve antihistaminikler (Zyrtec tablet günde bir,Travegly,Longifen,Antistine,,İncidal) Çok şiddetli belirtilerde, hekim nezaretinde kortizon ve Antihisatminik zerkleri ile kalbi kuvvetlendirici ilaçlar tavsiye edilir.

    Bir Trakonya bunu yaparsa köpek balığı neler yapar diye düşünmeyin,ufacık bir arının da çok rahatlıkla alerjisi olan birini öldürdüğünü gördük biz önlemimizi alalımda !


    VATOS-FULYA-STİNGRAY (Raja sp) skate; Bizim sularımızda vatos olarak tanıdığımız bu yaratık tropiklarda çok renkli ve fotojeniktir.

    Kesinlikle
    zararsızdır,binlerce snorkel dalıcısının yüzdüğü sularda henüz kimseyi şişlememiştir.Dipte yaşar ve beslenir kendini kuma gömerek düşmanlarından saklanır.

    Kamçıyı andıran kuyruğunun alt üçte birinde çok keskin ve zehirli bir mahmuz vardır rahatsız edildiğinde veya üzerine basıldığında refleksi bir hareketle kuyruğunu öne doğru hareket ettirdiğinde, mahmuzu öne doğru hareket eder ve ona zarar veren canlıyı sokar. Yüzerliliğini iyi ayarlamamış bir dalgıcın dipte işi olmayacağına göre, bu balık tarafından sokulması ihtimali çok azdır. Yarası çok ağrılı olup sokulmuş bölge şiş ve kızarıklık yapar.Geç iyileştiği gibi yara mikrop kapar.

    Vatos sokmasının belirtileri, ayak ve bacaklarda bir darbe hissedilir, sokmayı takiben ortaya çıkan ağrı çok şiddetli olur ve ilk 90 dakika boyunca ağrı devamlı artar. Deniz kestanesi batması, kırık şişe kesmesi veya başka bir kesikle karşılaştırılamaz.

    Hassas, alerjik bünyelerde, kusma, karın ağrısı, aşırı terleme ve kalp çarpıntısı gibi ağır sistemik belirtilere neden olur.

    Tedavisi: Bu balığın zehrinin ısıya dayanıklı olmadığından iskorpitte de olduğu gibi sıcak su uygulaması yani sıcak su kompresi veya yaralı bölge sıcak suya batırılarak tedavi edilir. Yaralanmış bölge dinlendirilir ve mikrop kapan bölgeye antibiyotik sürülür.

    Meydana gelen yara çok kanayan yuvarlak bir delik şeklinde olup genellikle iki saat içersinde yaralı bölge kenarlarında morumtırak bir kızarıklık görülür. Yara tedavi edilmezse bu bölgede nökroz (doku bozulması) ortaya çıkar. Yaralanma bölgesi şişer ve tedavi edilmezse şiş uzun zaman inmez. Sıcak uygulamasına en az 30 dakika devam edilmeli,ağrının tekrarı halinde sıcak tedavisine devam edilmelidir.

    Çok şiddetli durumlarda yaralanan bölge üzerine turnike uygulanabilir.


    DENİZ ANALARI (Aurelia aurita) jelly Fish: dünyanın bütün denizlerinde görülen çeşitli türleri bulunur.Saydam olan vücutlarının içi gazla dolu olup çeşitli formasyonda kolları vardır.

    Ege ve Akdeniz’de çeşitli mevsim ve şartlarda görülürler, yüzücüleri rahatsız ettikleri gibi tam takım dalış yapan dalgıcın suya açık olan ağız ve ellerini rahatsız edebilecekleri gibi dalış sonrası ,elbiseye bulaşmış olan kolları vasıtasıyla yanma ve kaşıntılara sebep olabilirler.En tehlikelisi Portuguse man-of-war olarak bilinen türüdür kolları üçle dokuz metre uzunluğa varabilir.

    Kollarıyla temas sağlandığında değdiği bölgede yüksek yanma ve kızarıklığa sebep verir.çeşitli yerlerde temas sağlanmışsa hekime baş vurulmalıdır.

    Diğer deniz analarında tedavi yöntemi;Hiç bir şekilde TATLI SU kullanılmamalıdır.

    Tatlı su ve duş zehrin daha aktif bir duruma gelmesini sağlar.

    1)Temas eden bölgeyi deniz suyu ile yıkadıktan sonra alkol dökünüz , yoksa mavi ispirto, votka, cin, kolonya ve hatta parfüm dahi kullanabilirsiniz.

    2) Dalış bölgesinde veya teknede var ise alkol yerine et yumuşatıcı tozlardan kullanabilirsiniz. (biftek v.s yumuşatıcı)

    3) Hiç bir şey bulamazsanız,deniz suyunu hastanın dayanabileceği bir ısıya kadar kaynatıp yaranın üstüne tatbik edin.

    4) Deniz anasının deriye yapışan kollarını ayırmak için alkol uygulamasından beş dakika sonra deniz suyu ile yemek sodası karışımından meydana gelmiş bulamacı bölgeye sürünüz. Gerektiği durumlarda Un veya talk’da aynı işi görür.

    Un veya talk pudrasını sürdükten sonra,keskin bir cisimle, yapışan kolları ciltten ayırabilirsiniz. Eğer yukarıdakilerden hiç birini bulamazsanız, deniz kumunu da aynı amaçla kullanabilirsiniz, işlemi yapanın eldiven giymesi tavsiye olunur.

    5) Bütün işlem bitiminde,bölgeyi deniz suyu ile yıkayınız.

    6)Şiddetli vakalarda turnike uygulayınız ve hastayı doktora götürünüz.

    7) İlk tedaviden sonra yanma ve kaşıntıyı almak için Anastol ve gibi merhemler kullanabilir ağrının şiddetli olduğu hallerde hastaya ağrı kesici verebilirsiniz.


    DENİZ ŞAKAYIĞI (Parazoantus axinellae) Encrusting anemones: renkli çiçekleri andıran bu güzel görünüşlü yaratıkların bazıları zehirli olabilir.Temastan dolayı meydana gelen kaşıntı ve kızarıklıklara süngerci hastalığı denir.

    Temastan kısa bir süre sonra,kaşıntı ve yanma başlar,daha sonra deri kızarır ve içi su dolu minik kabarcıklar oluşur deri üstünde.

    Deniz anasındaki tedavi şekli aynen uygulanır.


    MERCANLAR ( Coralliidae) Red Coral : sularımızda çeşitli mercanlar olduğu gibi,mercanların bir çok türüyle tropik denizlerde karşılaşmaktayız. Dalış merkezlerinde dalıcıların eldivenle dalmaları yasak olduğundan, dalış esnasında dalgıç yüzerlilik ayarını iyi yapıp mercanları tutmamaya özen göstermelidir. Sert mercanın iskeleti mercan resiflerini oluşturur.

    Dünya yüzündeki en büyük inşaatı fasulyeden küçük olan bu organizmalar yapar.Sert ve yumuşak olmak üzere iki çeşit mercan vardır. Sert mercanlar ustura kadar keskin olup derin kesikler oluşturabilirler bu kesiklerin içine giren kalker parçaları reaksiyonlara sebebiyet verir ve tedavi edilmelidir.Mercanın sensoral yakıcı polipleri çıplak elle tutulduğunda yakıcı olabilir.

    Su ve sabun kullanarak,yumuşak bir fırça,yoksa bir havlu ile yaralı bölge temizlenir.

    Yara içindeki parçaları temizlemek için ise;

    1)Yarayı kurutup üzerine oksijenli su döküp köpürmeye bırakın.Yarayı kurutun.

    2)Yaraya alkol döktükten sonra bir Tetralet,Tetra kapsülünü veya muadil bir kapsülün içindeki tozu alkol ile ıslatılmış yaranın üzerine dökün. Bantlamayın.


    DENİZ KESTANESİ (Centrostephanus longispinus) Sea UrchinVE DİĞER DİKENLİLER :

    Bizim sularda veya tropiklerde deniz kestanesinin acımasız dikenlerine maruz kalmamış bir dalıcı düşünmek çok zor.
    Temas halinde çıplak deriye hemen batar,battığı bölgeye göre rahatsızlık verebilir.

    Paletten veya ince neopren çoraptan geçip topuğa batabilir. Battıktan sonra ağrı olabilir,mikrop kapıp cerahatlenme görülebilir bu durumda cerahat dikenleri deri dışına atar. Ağrılı bölgeyi sıcak suyla tedavi edilir.Bazı dikenler deri içinde erirse de dikenlerin cilt içinde kalışı rahatsızlık yaratır.Bu durumlarda dalış çantanızdaki bir cımbız çok işe yarar,diken son derece kırılgan olduğundan deriyi iki yandan sıkarak ucunun yukarı doğru çıkmasını sağlamalısınız,dikeni temiz ve sivri aletle kanatarak çıkarmalı.

    Geç reaksiyonlarda, uzun zaman deri içersinde kalan diken 'Deniz Kestanesi Granülomu' adı verilen küçük urların oluşmasını sağlar. Bu cerrahi müdahale gerektirir.Dalgıçlar arasında dikeni eritmek için kullanılan zeytin yağ veya limon suyu derinlere ulaşmadığından faydalı olmaz.


    DENİZ HIYARI (Holothuria forskai) Sea Cucumber: teması bazı kişilerde cilt alerjisi yapar,bunları elleyen dalıcı unutarak elini gözüne sürmemelidir.Deri reaksiyonlarında alkol tatbik edebilirsiniz,gözler için Deksamisin veya visine damlalar kullanabilirsiniz.


    SÜNGER ( Petrosia Fisciformis) Sponge: Denizlerimizde çeşitli türleri yanında deli sünger olarak bilinen türünde mikroskobik sokucu tüyler(spicuel)bulunmaktadır ki bunlarda zararlı bazı kimyasal maddeler vardır.Çıplak elle tutulduğunda kişide yanma ve kızarıklıklar meydana gelir.


    DENİZ TIRTILI (Hermodcie Carunculata) Fireworm.: Akdeniz ,Ege ve yer yer Marmara’da görülen tırtıl güzel ve renkli görünümüyle bir çok dalgıç’ın canını yakmıştır. Dokunulduğu zaman vücudunu ve tüylerini kabartır, vücudunun etrafını saran ince kitinsi tüyler,kaktüs dikenleri gibi deriye batar,eldivenle dahi tutulmamasını öneririm. Tüylerin battığı bölgede yanma hissi orta derecede şişme, kabarma ve ara sıra metrotik(doku harabiyeti) alanlar ortaya çıkar. Kaşıntı,ağrı ve yerel bir his kaybı sık görülür.

    ‘’Fotoğraf çekimleri sırasında, eldivenli elimle bir kayayı tutmak zorunda kalmıştım, elimi tırtılın üstüne koymuşum, hemen eldiveni çıkarmama rağmen canımı yakan ipeksi dikenlerin avucumun üzerinde olduğunu dehşetle görmüştüm’’

    Temas bölgesini sakın silmeyin.En etkili temizleme şekli Flasterdir.Batan dikenleri flasterle topladıktan sonra bölgeyi sulandırılmış amonyakla veya su ve alkol sürebilirsiniz.


    DENİZ PİRELERİ ( Sea flea) : Dünyanın bütün denizlerinde kumluk kıyılarda bulunurlar.keskin ağızları ile hem balıklara hem de insanlara yapışabilirler.Pirelerin ısırığı ani ve keskin olup kanamalara yol açar. Isırılmış bölge oksijenli su ile temizlenip,antibiyotikli merhem sürülür.


    AHTAPOT ( Octopus vulgaris) Common Octopus:Yumuşakçaların kafadan bacaklılar sınıfının bir üyesi olan ahtapot türlerinden tropiklerde yaşayan bazı cinsleri zehirlidir.Kesinlikle insanlara zarar vermez,bir şnorkel dalışında elle yakaladığım büyükçe bir ahtapot kendisini bırakmam için beni papağanın gagasına benzeyen ağzıyla bir güzel ısırmıştı.Ayrıca çıplak vücudu sardığında vantuzlar vücutta kızamık hastalığına yakalanmış gibi kızarıklar bırakır,bu kızarıklıklar, bir süre sonra geçer.


    MÜREN ( Murena Helena) Moray Eel: Dalıcılara fizyonomik görüntüsü korkunç görünen müren gerçekten zararsız bir yaratıktır.Su altındaki solunum sırasında ağızlarını açıp kapamaları bu görünümü verir. Zehirsiz olan mürenlerin ağızlarında bulunan çok sayıdaki çeşitli bakterilerden dolayı ısırdığı yer mutlaka iltahaplanır ve kişiden kişiye farklı enfeksiyonlara yol açar.

    Mürenlerin olabileceği konuklardan uzak durup, müreni besleme girişiminden uzak durmalıdır. Bir çok dalgıç, hesapsız hareketlerinin cezasını bir yerlerini mürene kaptırarak ödemişlerdir.

    Müren ısırmasında ısırılan kişiyi derhal hastaneye götürüp tetanoz aşısı yaptırın. Isırıktan hemen sonra yarayı oksijenli suyla yıkayıp iyice temizleyip antibiyotik merhemler sürün(Garamycine krem,thiccilline pommad veya silverdine krem)Ayrıca doktor tavsiyesinde ağızdan yüksek doz antibiyotik alınmalıdır.


    KÖPEKBALIKLARI (Sharks of Agean) ile ilk bilgileri amerikan donanmasının manuel’inde okumuştum.Çok tehlikeli!. Geçen yıllar içersinde yapmış olduğumuz çeşitli dalışlarda bu yaratıklar’la çoğumuz tanıştık ve yakından tanıma fırsatı bulduk. Köpekbalıklarına saygıyı hiç bir zaman kusur etmemelidir.

    Sizlere önerim, gideceğiniz dalış bölgesinde hangi cinsleri bulunduğunu araştırıp,bu yaratıkların görüntü ve özelliklerini iyice belleğinize kaydetmeniz.Eğer tehlikeli cinsleri ayırmayı öğrenirseniz, gerektiğinde sudan çıkmada gecikmezsiniz.

    Diğer en önemlisi,saldırıdan önce gösterdikleri davranış şeklidir ki bu davranış görüldüğünde,suyu derhal terketmelisiniz.

    Köpekbalıkları olduğu bilinen ortamlarda yapılmaması gerekenler:

    • Hiç bir zaman telaşlı yüzmeyin

    • Parlak renkli dalış malzemeleri kullanmayın,genellikle sarı tercih ettikleri renk.

    • Grup içinde kalın

    • Gün doğumu ve batımında köpekbalıklarıyla birlikte yüzmeyin.

    • Cinsleri ayırmayı öğreninki size tehlike oluşturacak olanları bilesiniz.

    • Deniz memelileriyle birlikte yüzerken,köpekbalıkları belirirse,panik yapmadan,sakin bir şekilde yüzün.

    • Deniz memelileri ile yüzerken,a.b.c. malzemesi ve dalış elbisesi giymiş olmaya özen gösterin.

    • Deniz memeliler çevresinde kesinlikle serbest dalış yapmayın.

    • Köpekbalığı besleme gösterilerini profesyonellere bırakın.

    • Her zaman, floresant uzaktan görünebilir dalış emniyet tüpü, düdük,akıntıya kapıldığınızda,sizi görüp almaları için çok işe yarayabilir.

    • Resiften dönemeyeceğiniz kadar uzaklaşmayın,resiften açık suya doğru uzaklaşmamaya dikkat edin.

    • Her dalış sonunda resifin duvarına geri dönüp tekne tarafından alınmayı bekleyin.

    • Açık suda acil çıkış yapabileceğiniz tekne olmadan,snorkel veya tüplü dalış yapmayın.

    • Tuhaf hareketler sergileyen köpekbalığını fotoğraf çekmek için kesinlikle takip etmeyin.

    • Besleme gösterilerinde, fotoğrafçının flaşının şarj sesinin köpekbalığını etkilediği tesbit edilmiştir,Flaşınızı kapatın.

    • Şu hareketler görüldüğünde dalışı terketmekte
    gecikmeyin, ani hareketler, ısrarcı turlama, dalgıca aşırı ilgi göstermesi.

    • Eğer büyük bir köpekbalığı aniden belirip kaybolursa mesela kaplan köpekbalığı, tekrar dönme olasılığına karşılık uyanık olun.

    • Köpekbalıklarıyla dalıyor olmanın heyecanına kendinizi kaptırmayın-riskleri iyice düşünüp ona göre davranın.

    Köpekbalığı ısırıklarında, ısırılan yeri oksijenli suyla temizleyip, yaralı bölgeyi tentürdiyotlamalısınız. Kan kaybına neden olacak ısırıklarda ise acilen turnike yapıp yaralıyı derhal hastaneye götürmelisiniz.

    BOZCAMGÖZ ( Hexanehus griseus-Bannaterre, 1788 ) : İngilizce adı; Buruntnose Sixgill Shark; Requin grie’ dir. Boyları 5 m' ye kadar ulaşabilen büyük köpek balıklarıdır. 6 çift solungaç yarığı ve sırtlarında bir yüzgeç bulunur. Küçük gözlü olup, alt ve üst çenesindeki dişler değişiktir.

    Ilıman ve tropik kıyısal Denizlere dağılan Bozcamgözlere, Ege ve Batı Akdeniz kıyılarımızda rastlanabilir. Yetişkinlerin çoğunlukla çok derin suları sevmelerine karşın, genç bireyler bazen sahillere yaklaşabilirler.

    Genellikle gündüzleri derinlerde geçirip geceleri avlanırlar. Yemek listelerinde pek çok çeşitte deniz canlısı bulunur (Diğer küçük köpekbalığı türleri, Vatozlar, Mürekkep balıkları, çeşitli balıklar yengeçler, karidesler. Foklar gibi) az hareketli fakat güç!ü yüzücülerdir.


    Derin sularda yaşadıklarından, dalıcılarla pek karşılaşmazlar. Ürkütülmedikleri yada rahatsız edilmedikleri sürece saldıramadıkları bilinmektedir. Ancak küçük bireylerin zıpkınla vurulduklarında saldırdıkları görülmüştür.
     
  20. İsmail ESENCAN

    İsmail ESENCAN Admin Admin

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesaj:
    11,449
    Alınan Beğeniler:
    10,056
    Ödül Puanları:
    5,113
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Cevap: Zıpkın ile Balık Avcılığı - Dalış Riskleri - Dalış Teknikleri

    DALIŞIN RİSKLERİ 4

    Kulaklarımıza dikkat ediyor muyuz ?


    Orta kulağın iniş barotravması:

    Dalgıçların dalışa bağlı sağlık problemleri arasında barotravmalar en sık karşılaşılan problemdir. Barotravmalar arasında en sık görülen ise orta kulağın iniş barotravmasıdır. Orta kulak ile dış ortam arasındaki basıncın eşitlenememesinden kaynaklanır. Oluşan basınç farkı travmadan sorumludur. Yüksek basınçla karşılaşan hemen herkezin karşılaştığı en yaygın şikayeti kulaklarını açamamalarıdır. Tıpkı uçak yolculuklarında iniş esnasında, ya da kara yolculuklarında dağlardan aşağılara inerken olduğu gibi.

    Orta kulak dış kısmı kulak zarı ile sınırlı, iç kısmı "Östaki Borusu" ile nasopharenx' e (boğaz boşluğu) açılan, içinde işitmemize yarayan küçük kemikçikler ve hava bulunan bir organdır. Bazen bir takım kişilerde kronik, çoğu kişilerde de bir üst solunum yolu enfeksiyonu varlığında, östaki borusu basınç eşitleme sırasında kolay açılamaz. Yüksek basınçlı ortamlarda sorun yaşanır. Östaki borusunu döşeyen dokularda meydana gelen ödem ve enflamasyon ( şışlik ve iltihabi reaksiyon) buna neden olmaktadır. Östaki borusunu tıkamaya meyilli her durum orta kulak barotravmasına zemin hazırlar.

    Dalan hayvanlar bu problemi orta kulak boşluğunda bulunan arterio-venoz pleksuslar (damarsal ağ) sayesinde yaşamamaktadırlar. Bu damar yapılarına dalış esnasında kan dolarak, çıkış sırasında ise boşalarak oluşan basınç farkı hacim değişiklikleri ile giderilir.

    Nasopharenx ile orta kulak arasındaki basınnç farkı 20 mmHg olduğu zaman, ki bu fark 25 cm derinlikte nefes alındığı zaman oluşur, östaki borusu genellikle açılmaktadır. Bu açılma yutkunma hareketi, esneme, çenenin oynatılması ya da "Valsalva manevrası" (ağız ve burun kapatılarak burundan hava verilmeye çalışılması) ile sağlanmaktadır.

    Eğer dalgıç kulak açma işlemini yapmazsa, yada lokal enflamasyon veya ödem yüzünden açılma sağlanamazsa, orta kulaktaki basınç çevreye göre negatifleşir. Eğer dalgıç 75 cm dalar ve basınç eşitleyemezse 60 mmHg lık bir basınç farkı oluşur. Bu durumda östaki borusunun etrafındaki dokulara kan hücüm eder ve ödem oluşur. Östaki lümeninin daralması sonucu basınç eşitleme veya kulak açma işlemi zorlaşır. Aynı zamanda oluşan negatif orta kulak basıncı ile oluşan nasopharengeal kapak etkisi ile kulak açmak daha da zorlaşır. 90 mmHg lık bir basınç farkı söz konusu olduğunda genellikle kulak açma işlemi mümkün değildir. Oluşan 60 mmHg lık basınç farkı kulakta dolgunluk hissi ve ağrı duyulmasına neden olur. 100 ila 760 mmHg lik basınç farklarında ise (1,5-10 m) kulak zarı yırtılabilir.


    Eğer 2 m derinliğe dalınırda kulak eşitlenemezse Boyle kanununa göre orta kulak hacmi % 20 azalır, kulakta ağrı hissedilir. Bu esnada basınç eşitlenirse aynı ağrı hissinin oluşması için, yani orta kulak hacminin tekrar % 20 azalması için, 4,4 m derinliğe inilmesi gerekmektedir. Yine basınç eşitlemesi yapılırsa aynı his için 7,3 m derinliğe inilmesi gerekir. Görüldüğü gibi derine inildikçe birim derinliğe düşen kulak açma sayısı azalmaktadır. Eğer basınç eşitlemesi gerçekleşmemesine rağmen inilmeye devam edilirse bahsettiğimiz örnekte olduğu gibi zar yırtılmasına kadar gidebilen orta kulak hasarları görülebilir. Kulakta meydana gelen hasarın gelişmesinde basınç farkına maruz kalma süresi de etkili bir faktördür.

    Östaki borusunda tıkanmaya neden olabilecek faktörleri şöyle sıralayabilliriz;

    Bir üst solunum yolu enfeksiyonu varlığı. (nezle, grip, bademcik iltihabı)

    Allerjik durumlar. (saman nezlesi, ev tozu allerjisi)

    Mukozal polip. (östaki borusunu çevreleyen yumuşak dokuda lümene doğru uzanan anormal doku)

    Östaki borusunun nasopharengeal ucunda kapak etkisi oluşana kadar kulak açmaksızın inmek.

    Sigara kullanımı. ( mukozalarda yaptığı irritasyon sonucu salgı artması ve ödem görülür.

    Orta kulak barotravması söz konusu olduğunda başlangıçta kulakta bir rahatsızlık, tıkanma hissi ve dolgunluk görülür, inmeye devam edilirse ağrı oluşur. Ileti tipi işitme kaybı daima vardır, fakat ağrı ön plandadır ve daha fazla derine inmeyi engelleyecek şiddette olabilir. Hafif kulak çınlaması ve baş dönmesi görülebilir. Hacim değişiklikleri ilk 10 m de daha fazla olduğundan problemlerin çoğu sığ derinliklerde görülür.

    Eğer kulak zarı yırtılırsa orta kulak boşluğuna su girerek basınç eşitlenir ve otomatik olarak ağrı geçer. Fakat içeri giren soğuk suyun uyarması sonnucu baş dönmesi ve bulantı meydana gelir. Suyun sıcaklığı vücut ısısına erişince bu şikayetler kaybolur. Dalıştan sonra etkilenen kulakta bir ağrı kalabilir. Çıkış esnasında buruna ve boğaza genişleyen gazın etkisiyle kan itilebilir. Orta kulakta negatif basınç etkisi ile biriken kan veya sıvı hissedilir ve "kulağa su kaçtı" diye yorumlanır. Kulağa sokulan kağıt külahlar yakılır, baş o yana eğilirek tek ayak üstünde zıplanır, ya da kulak dibinde iki taş birbirine vurularak etraftaki insanlar eğlendirilir. Sağlam bir kulak zarı varlığında kulağa su kaçmayacağı açıktır. Orta kulakta biriken kan veya sıvı ile kemikçiklerin ıslanması genellikle geçici bir işitme kaybına neden olur. Oluşan hasar yalnız kulak zarında değil tüm orta kulak yapılarındadır. Mukozalarda ödem, kanamayla birlikte enflamasyon, orta kulak başlığında kan ve seroz sıvı toplanması görülebilir. Oluşan travma, yapılan muayenede kulak zarının görünümüne göre hafiften ağıra altı gruba ayrılır.

    En hafif şeklinde zar normal görülmesine rağmen şikayetler mevcutken en ağır şeklinde kulak zarının yırtılması söz konusudur. Hekim tarafından teşhis edilen orta kulak barotravması yine hekim tarafından travmanın derecesine göre, dalış yasağıyla birlikte tedavi edilmelidir. Kulak zarının yırtıldığı durumlarda genellikle cerrahi bir girişim gerekmezsizin kendi kendine iyileşme görülür. 2-3 hafta içinde uygun medikal tedaviye rağmen kendi kendine iyileşmeyen kulak zarı konunun uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Östaki borusundaki bir problem ve sinüzit gibi durumlar iyileşmeyi geciktirir.


    En iyi tedavi dikkat ve önlemdir. Orta kulak barotravmasının tedavisi genel olarak adayların uygun seçimine, gerekirse basınç testine tabi tutulmasına ve bir üst solunum yolu enfeksiyonu varlığında dalıştan sakınmaya bağlıdır.

    Dr. Akın Savaş TOKLU
    Deniz ve Sualtı Hekimliği A.D., Çapa-ISTANBUL





    Dış kulak yolu iltihabı (otitis eksterna, yüzücü kulağı)

    Dış kulak yolu iltihabı adı verilen tablo, bu bölgenin (dış kulak yolu) derisinin ağrı, şişlik ve bazen de tamamen tıkanmasıyla (takiben işitme kaybı) ve sıklıkla irinli akıntılarla karakterize iltihabıdır. Suyla ilgili aktivitelerin meraklıları dışında da oluşabilmesine rağmen, yüzücülerde normal popülasyona oranla 3-4 kat fazla risk sözkonusudur. Yüzücü kulağı yakıştırması da bundan ileri gelir. Benzer şekilde dalgıçlarda da dış kulak yolu enfeksiyonları en sık karşılaşılan problemlerden biridir.

    Olay, aslında çoğunlukla bakteriyel, bazen de mantar kökenli bir enfeksiyondur.Tropikal iklim şartları gibi sıcak, nemli ortamlar, rekompresyon odaları, dalış sonrası dış kulak yolunda sıvı kalması, özellikle de kirli sular riski arttırır.

    Sıklıkla periostal uyarıyla (soğuk su, yüzme, dalış) başlayan apozisyonel kemik büyümesi sonucu dış kulak yolunun giderek daralması anlamına gelen ve (anlaşılacağı üzere) yüzücü, dalgıçlarda çok sık görülen bir durum olan dış kulak yolu eksostozları, bu daralmalar nedeniyle dış kulak yolunda su, serumen (kulak kiri) ve deri artıklarının birikimi ile birlikte buşona (kulak tıkaçları) ve tekrarlayan dış kulak yolu iltihaplarına eğilimi arttırır. Yine, lokal travmalar (pamuk çubuklar, metallerle kulak kirinin temizlenme girişimleri gibi) da tekrarlayan enfeksiyonlarla ilişkilidir. Seboreik dermatit, nörodermit, egzema gibi dermatolojik hastalıkları olanlarda da risk artar.


    Genellikle birden çok bakteri birden etkendir; ancak yüzücü kulağı adıyla bilinen tablonun etkeni olan pseudomonas aeruginosa adlı bakteri dalgıçlarda dış kulak yolu enfeksiyonlarında en sık sorumlu tutulan bakteriyel ajandır. Benzer şekilde mantarlar da nem ve yüksek ortam ısısı söz konusu olduğunda anılmadan geçilmez.

    Klinik tablo

    Enfeksiyon ilginç bir şekilde folikülit (kıl kökü iltihabı) ya da püstül şeklinde başlayabilir. Hastalarda oldukça şiddetli bir kulak ağrısı ve bazen de eşlik eden kaşıntı yakınmaları vardır. Çene hareketleri, kulak memesine bastırılması halinde ağrı şiddetlenir. Muayenede hasta herhangi bir müdahaleye şiddetle karşı çıkarken, ödemli, kızarık, nemli bir dış kulak yolu ve içinde de iltihabi yıkıntılar görülür. Kulak zarı sağlam olabilir, bazen de görülemeyebilir. Kulak çevresindeki lenf bezlerinde şişlikler oluşabilir.

    Eğer dış kulak yolu tamamen tıkanırsa işitme kaybı ve baş dönmesi gibi şikayetler de tabloya eklenecektir. Özel bir tablo olan kötü gidişli dış kulak yolu enfeksiyonu (Otitis externa maligna), kemik yapıları, sinirleri ve daha da ilerleyerek beyin dokusunu tutar. Ağır, yıkıcı ve ölümle sonuçlanabilen bir tablodur. Tablonun bu derece ürkütücü olmasının nedeni altta yatan bir bağışıklık sistemi yetersizliğidir. Etken mikroorganizma (meşhur pseudomonas aeruginosa), kulak kepçesinden kulak zarına kadar devam eden dış kulak yolunun kıkırdak ve kemik kısımlarının birleşim yerindeki doku aralıklarından girerek etkili olur.


    Nasıl tedavi edilir?

    Öncelikle hastanın ağrısını azaltmaya yönelik girişimlerle tedaviye başlanmalıdır. Bu amaçla lokal ya da sistemik (oral) analjezikler (ağrı kesiciler) kullanılabilir. Etken mikroorganizmanın tespit edilmesi savaşın kime karşı açıldığını ortaya koyacaktır. Dış kulak yolunun steril bir aspiratörle sekresyon (irin, iltihap) ve yıkıntılardan temizlenmesi hasta için zor, ancak önemlidir. Tablo ve şikayetler nispeten hafif ise antibiyotik ve kortizon içeren kulak damlaları kullanılır. Ancak kulak kepçesi ve lenf bezleri de olaya karışmışsa oral ya da iğne şeklinde antibiyotik kullanımı kaçınılmazdır.

    Etken organizma bir mantar ise antibiyotiklerin hiçbir anlamı yoktur, antifungal ajanların kullanımı gerekir.

    Gürültülü tablonun atlatılmasından sonra dikkatli bir muayene ile kronik orta kulak iltihabı gibi altta yatan bir hastalık olup olmadığı araştırılır.

    Tüm bunlarla birlikte enfeksiyon tamamen ortadan kaldırılıncaya kadar dalış aktiviteleri sonlandırılmalıdır.

    Korunma yolları

    Ard arda yapılan dalışlar ya da yoğun akuatik aktivitelerde koruyucu bazı önlemlerle risk azaltılabilir. Tuzlu su ya da kontaminasyonların çıkarılabilmesi için dış kulak yolu taze suyla çalkalanmalıdır. Çünkü tuz kristalleri nemli ortamın devam etmesine neden olur. Yağlı damlaların dalış öncesi kullanımıyla da benzer şekilde korunma sağlanabilir.

    Saturasyon dalışlarında günde iki kez kullanılan %2’ lik asetik asitle alüminyum asetat karışımının dış kulak yolu iltihaplarını azalttığı görülmüştür. Yine sık kullanılan bir çözelti de %85’ lik isopropil alkol içinde %5’ lik asetik asit solüsyonudur.

    Dr.Şefika Körpınar
    İstanbul Tıp Fakültesi
    Sualtı ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı

    Forum Gerçek Sitesinden Alıntıdır.
     
    Son düzenleme: 5 Haziran 2014
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş